22 Haziran 2017 Perşembe

Özkan..

 
 Telefonum çaldı.. Uyku sersemi cevapladığımda bir kadın sesi vardı karşımda.. Tedirgindi.. Konuşmakla konuşmamak arasında kararsız kalmış gibiydi.. "Oğlum sınava girecek ona ders aldırmak istiyorum" dedi sonra.. Tabii dedim gerekli bilgileri aldıktan sonra aile ile tanışmak için verdikleri adrese gittim.. İzmir'e yeni geldiğim için gittiğim yeri bilmiyordum ama gördüğüm sokaklar benim bildiğim İzmir'e pek benzemiyordu.. Dar caddeden dolayı araç kuyruğu uzadıkça uzuyordu.. Eski yıkıldı yıkılacak gibi görünen evler "burada insan nasıl yaşar?" diye düşünmeme sebep olmuştu ki unutmuyorum.. İndiğim durakta telefonum çaldı kafamı kaldırınca esmer sıska bir kadının bana doğru geldiğini gördüm.. Yüzünde o kadar güzel bir gülümseme vardı ki tanıyormuş hissine kapıldım.. Peşine takılıp evine gittim. Dikkatsiz biri olmama rağmen pis bir sokak, boyası dökülmüş duvarlar kalmış hafızamda. Köşesi üçgen şeklinde kırılmış çerçeveleri odundan pencereler.. Evimiz burası dedi kadın.. Kapıyı açtığında beni merakla bekleyen iki çocuk duruyordu karşımda biraz utangaç biraz da haylaz.. Burada konuşmam gerekiyordu biliyorum. "Derse başlamadan önce tanışmak istedim" diye mırıldandım, sesim içime kaçmıştı sanki..


   Onu tanıdığımda 13 yaşındaydı Özkan. Teog denilen sınava girecek yaştaydı.. Odanın köşesinde bir futbol topu ilişti gözüme.. "Matematiğe karşı da futbol kadar ilgimiz var mı?" dedim. Yüzünde muzip bir gülümseme belirdi.. Annesi başladı haylazlığından şikayete.. Bir yarım saat kadar aldım Özkanı yanıma ne bilip ne bilmiyor diye baktım sonra bir kız çocuğu geldi sarıldı boynuma öptü beni.. Gülay.. Sanırım biraz kıskanmış ilgilenme sırası ondaydı.. Kahve içerken konuştuk uzun uzun annesiyle.. Baba uzun yol şoförü, anne engelli kız çocuğundan dolayı çalışamıyor.. Hani kıt kanaat geçinip gidiyor cinsinden bir aile.. Ne kadar geçiniliyorsa işte.. Anlattığı kadarıyla edebiyat öğretmenliğini kazandığı yıl annesi ölmüş.. Okutmamış babası da.. İçinde ukde.. Okuyacak oğlum diyor.. Elimden ne geliyorsa yaparım.. Gerekirse temizliğe giderim paranızı eksik etmem merak etmeyin diyor.. Benden önce birkaç öğretmen uğramış birkaç dersten sonra gelmediler diyor.. Özkan anne kadar azimli değil, o aklı topta olan bir çocuk.. Varoş bir mahallede, öğretmenlerin bile istemeyerek geldiği, kavga gürültünün eksik olmadığı bir okul.. 4 işlemi zor yapıyor gerisi yok.. sevdiğini söylediği derslerde de çok iyi değil sosyali falan da orta notlarda.. Bu kadar kısa sürede olmaz bu çocuk demiyorum ama aileyi kandırmak da istemiyorum. Çok eksiğimiz var diyorum çalışmamız gerek deneyeceğiz ama durum bu..! İlk sınav epey düşük zaten durumun biraz da farkında anne ama umut etmek istiyor.. 

   Zaman geçiyor.. Özkan çabalıyor bir şeyler öğreniyor ama hala yeteri değil.. Anneyle sürekli iletişim halindeyiz ne yapalım diyor sınav yaklaşıyor.. Anadolu lisesi olmayabilir diyorum.. Özkan'ın da fikrini sorarak bir düşünceye varıyoruz.. Sağlık meslek lisesini araştırın diyorum galiba ordan mezun olunca çalışmaya başlayabiliyorlar.. Bu seçenek geliyor aklıma çünkü aile bir de üniversite dönemini maddi olarak kaldırabilir mi bilmiyorum.. Bu durumda asgari ücretin biraz üzerinde düzgün bir yerde çalışabilir sanırım diyorum sonra belki 2 yıllık falan.. Sınava iki hafta falan kalıyor telefon geliyor anne diyor ki biz ders alamayacağız.. "Ne oldu diyorum benimle mi alakalı?" "Yok" diyor "seninle alakalı olur mu?". Biraz zorlayıp ağzından laf alıyorum eşinin aracında sıkıntı çıkmış kredi çekmişler zamanında ödeyememişler falan.. Sınava 2 hafta kaldı diyorum şuan bırakamayız.. Geleceğim derse sonra hesaplaşırız olmazsa da sorun değil.. 

  Özkan sınava giriyor, okul bitiyor, sonuçlar geliyor, Her şey istediğimiz gibi değil tabii.. Yazın boş olduğum için uğruyorum evlerine Gülay'ın doğum günüydü ufak bir şey alıyorum.. Anne bir konuda fikrimi alıyor.. Diyor ki burada bir okul var komşularım ona gitmişler fiyat sormuşlar. Sağlık alanında bir kolejmiş.. Gülay'ı evde yalnız bırakamadım onunla gittim diyor.. Devlet desteği mi ne varmış bir de Gülay'ı çok sevdiler diyor fiyatı biraz da onun için indirdiler.. "Yıllık 4-5 bin civarında taksit taksit ödeyebilirmişim".. Şaşırıyorum bir annenin evladı için yapabileceklerine.. Ben bu durumda olsam böyle bir işe kalkışabilir miyim emin değilim.. Demişler ki "durumunuzu bildiğimiz için Özkan mezun olduğunda anlaşmalı olduğumuz hastanelere yönlendireceğiz".. Kandırmaca mı yoksa gerçekten insanlık mı emin olamıyorum.. İyi bir fırsat diyorum eksilerini artılarını düşünüp okul eve yürüme mesafesinde normal bir okula gitse servis ücreti falan gerekebilir bu da masraf.. Yapın diyemiyorum ama anne zaten ikna olmuş gibi.. Neyse diyorum hiç olmazsa bir çözüm bulundu aklım burada kalmayacak.. İhtiyacınız olursa arayın mutlaka diyorum arada haberdar edin beni.. Çıkarken anne elime bir zarf tutuşturuyor "abla gerek yok Gülay'ın özel eğitimi var onun için gerekir" diyorum "o başka bu başka ta nerelerden geldin, zamanını harcadın" diyor.. 

   Üzerinden sanırım bir altı ay kadar geçiyor otogara gittiğim bir gün poğaça falan alıp uğruyorum birlikte kahvaltı ediyoruz.. Farklı bir şey var bu ailede.. Baba şoför olduğu için genelde evde olmuyor bir ya da iki sefer gördüm ama aynı sıcaklık onda da var.. Mutlular.. Okul fena gitmiyor Özkan alışmış durumda.. Son görüşmemiz bu.. Yeniden telefonum çalıyor.. Annenin sesini hemen tanıyorum.. "Kusura bakma başımızdan epey olay geçti arayıp soramadım seni" diyor. "Estağfirullah" diyorum utanarak "siz kusura bakmayın ben işe güce dalmışım".. Sesi biraz endişeli.. "Hayırdır bir şey mi oldu?" diyorum. "sen aklıma geldin" diyor. "babamız bir olay yaşadı" diyor "şuan hapiste". "Özkan'ın okulu yarım kalacak" diyor sesi ağlamaklı "sen bilirsin burs gibi bir şey bulabilir miyiz?" tabii diyorum sayıyorum birkaç kurum ama ikinci dönemin ortası.. bunlar senenin başında burs verir.. "Trafik Kazası mı ne oldu?" diyorum "Daha kötü, telefonda anlatılacak bir şey değil" diyor. Israr etmiyorum.. Aklımda bir sürü soru.. Bir kadın, iki çocuk.. Bu zamanda nasıl geçinir, nerede yaşar.. Okul işine nasıl çözüm bulunur.. Telefonu kapattıktan sonra "aman" deyip aklımdan çıkaramıyorum.. Kalbimin üzerinde hafif bir sızı hissediyorum.

 

19 Ekim 2016 Çarşamba

Ufaklık..



Benim için her zamanki günlerden biriydi.. merdivenleri usul usul çıktım beni görünce gözleri parladı ufaklığın.. gülümseyip içeri girdim.. bugün ne çalışalım ne ödevin var dedim gözlerini tavana dikip düşünmeye başladı.. yine not etmemişti hatırlamıyordu da.. kızamadım muzip bir şekilde güldüm.. annesi geldi o ara hadi in alt kata kuzenine sor dedi.. kuzeniyle aynı sınıfa gidiyorlardı.. kaç dakika bekledik bilmiyorum geldiğinde gözleri dolmuş ağlamak üzereydi.. ne oldu diye sordu annesi.. cevap yok.. üsteledi.. ısrar ettikçe konuşmayacağını öğrenmiştim artık.. ben hallederim dedim annesine işaretle.. yalnız kaldık.. birkaç saniye ne yapmalıyım diye düşündüm hadi aç bakalım Türkçe defterini dedim "ama, çünkü, ve" gibi bağlaçları öğreniyorlardı.. birkaç cümle yazdım doğru yerde kullanabiliyor mu diye anlamlarını bildiğini farkettim ve kafamda bir ışık yandı.. maksadım biraz muziplik yapıp yüzünü güldürmekti ama yazdığı cevap kanımı dondurdu.


"Surat asıyor çünkü sevgi istiyor"


Böyle bir cümle yazmasını beklediğim en son şeydi.. çevresi tarafından dikkate alınmayan oraya buraya gönderilen bir çocuktu.. karşısındaki sinirliyse istediği gibi davranabiliyordu ona.. anladım o da farkındaydı bunun.. çocuk yaşta bile olsa insan sevgiyi görebilmeyi istiyordu.. elim omzuna gitti istemsiz olarak sıvazladım.. gülümsedi ve devam ettik.. annesine göstermeyi düşündüm yazdığını ama duvara konuşmaktan farksız olduğunu öğrenmiştim artık..


Artık çok daha iyi iletişim kurabiliyorduk onunla.. Türkçe dersleri biraz daha keyifli geçmeye başladı.. bir gün hikaye yazdık hatta abuk sabuk neler uydurmadık.. :) abuk olduğunu hiç dile getirmedim belki de hayatında ilk defa özgür oldu çünkü, aklına ne geliyorsa yazdı.


Son zamanlarda güzel haberler almaya başladık.. okuldaki ilk matematik sınavımız 84 fen sınavımız 78 geldi.. o kadar çok çalıştık ki herhangi bir öğrenci hata bile yapmazdı ama geçen yılki sınavlarda hiç bir şey yapmadığını 20-30 aldığını düşününce bu gelişme acayip sevindirdi bizi.. Annesi sınav sonuçlarını söylerken hep donuktu gözleri.. bu kez yanıma sevinçle yüzünde gülümsemeyle geldi gözlerinde umudu gördüğüme eminim.. umarım devamı böyle gelir buna da şükür ama derslerinin düzelmesi yetmiyor bana.. bu çocukta beni etkileyen bir şey var ve ben hayatında olumlu bir şeyler yapmak istiyorum..

19 Eylül 2016 Pazartesi

" Oysa biz ne kadar da alışığızdır analarımızın, ablalarımızın üstüne kuma gelmesine. İçimiz burkulsa da aldırmamış gibi yaparız. Denilebilir ki sizin içiniz niye burkulsun, ey erkek canlar. Kuma sizin üzerinize geliyor değil ya. Haydi bir ananın kız çocukları olsa neyse. Ama öyle değil işte.. Ana anadır.. Onun yüreği çat diye ortadan kırıldığında, sesini erkek evlatlar da duyar.. Anaların duygularını özellikle erkek evlatlardan saklamalarına rağmen duyar.. Analar konuşursa, kızlarıyla konuşur, onlarla dertleşir.. Oğullarına karşı ise kuyruğu dik tutmaya çalışır da.. Boşuna.. Ne yaparsa yapsın, anasının gözlerindeki buğuyu, yüzüne sinen hüznü görür evlat, erkek de olsa.. Kocası, üstüne gelen kadını koynuna çektiğinde analar yataklarını çocukların en küçüğünün yanına sererek yatar.. Gece bir yanık kokusu alır çocuğun burnu.. Anasının yürek yangınının dumanı, odaya sis gibi dağılır.. Perde gerisinde de olsa kapı arkasında da sesler, iniltiler, gıcırdılar.. Tavşan kulağı gibi dikilmiş kulaklarından hiç kaçmaz ananın.. Bir süre dinler, sonra başını bu sesleri duymamak için yastığın altına gömer ana.. Gözlerinden yaşlar ancak o zaman dökülür gizli gizli..

Ayşe Kulin
BORANIN KİTABI "

Eşcinsel bir erkeğin hayatını anlatan bu kitabı duymuştun önceleri ama okumak için oldukça bekledim.. önyargım olduğundan değil sadece eşcinsel olmayan yazar ya da yönetmenlerin bu konuyu olduğundan farklı gösterdiğini düşündüğümden.. bayram bitiminde ev sakinleşince can sıkıntısından aldım kitabı elime ama umduğumdan öyle farklı bir şey çıktı ki karşıma nutkum tutuldu, bitirmeden elimden bırakamadım, gece uzun bir süre uyuyamadım.. Tekirdağda doğmuş istanbul ve izmirde yaşamış biri olarak doğu kültüründe gözlemlediklerimden ya da okuduklarımdan biliyorum sanırdım bir şey bilmediğimi anladım ve sanki içinde yaşadım.. Gerçekler karşısında donup kaldım, Bedri ve Recebin çocukluk hallerine gülümserken kader diye bir şey yapamadan yaşananlara içim yandı.. Ayşe Kulin'e hayranlığım oluşmaya başladı.. Kitap tanıtımı yapan biri de değilim ama bu kitap bende iz bıraktı ve unutulmasın istedim, okunsun.. Eskiden olsa paylaşmaya çekinirdim ama bunları az da olsa aştık sanıyorum..

Son olarak daha önce dikkatinizi çekmedi ya da ertelendiyse lütfen okuyunuz..

Sevgiler..

9 Ağustos 2016 Salı

Gelecek, bir türlü gelmeyecek..

   Hayatımdan yazmayalı epey olmuş sanırım.. umutsuzum sanırım ve bu umutsuzluğumu bulaştırmak istemiyorum.. umutsuzluk da karamsarlık gibi bulaşıcı çünkü.. sürekli bir şeylerden şikayet eden bir insan oldum ve kendimi bile çekemiyorum.. 

   Kpss puanım belli oldu.. 87.99.. o nasıl bir puansa aslında küsüratın devamı da var ama ben 99 u görünce bıraktım.. bu puanla mı umutsuzsun diye düşünülebilir ama her şey dışarıdan görünüldüğü gibi değil.. sınavdan çıktığımda o kadar iyiydi ki moralim ilk ona girer gerekirse istediğim yere atanmak için 2.atamayı bile bekleyebilirim diyordum.. şu lanet branş sıralamasını açıklamadılar hala kaçıncıyım bilmiyorum.. en son bir arkadaşla konuştuk o böyle sorar tek tek herkese kaç puan aldın falan diye benim hiç yapacağım iş değil.. 30-45 arası bir yere girersin sevinmelisin dedi zoraki gülümsedim.. 15-20 kişi alınan bir bölümde (ki bazen alım bile yapmaya gerek duymuyorlar) atanmak için "nere olursa giderim abi" moduna girmek gerekiyor.. ha bazen ondan bile emin olamıyorum çünkü mülakat ve sözleşmeli olayını çıkardılar.. geçen annem arıyor beni sevinmiş kadın bir sürü memur alacaklarmış diyor anlatmaya çalıştım ama anladı mı bilmiyorum.. buraya da yazayım belki sözleşmeli de olsa atanayım diyen vardır.. bu konuda uzman değilim sadece aldığım iş hukuku dersimde öğrendiğime dayanarak konuşuyorum.. şöyle.. sözleşmeli personel kısa süreli çalışan olarak görülüyor ve sgk primi sadece çalıştığı gün sayısı üzerinden ödeniyor.. örnek vermek gerekirse iki öğretmen var biri kadrolu diğeri sözleşmeli ikisi de günde 5 saat ders veriyor olsun.. kadrolu olana tam maaş+30gün sgk primi ödeniyor.. aynı saat çalışan sözleşmeli öğretmenin saat üzerinden hesaplama yapılıyor.. 5x5=25 haftada 25x4=100 saat ayda çalışmış oluyor.. günde 7.5 saat çalışmamız gerktiğinden 100:7.5=13.333 yani 14 günü ödeniyor.. ne var yani zaten emekli olamayacağım diye düşünülebilir.. sadece emeklilik değil genel sağlık sigortası diyor ki sigortalının sağlıktan faydalanması için 30 gün primi yatması gerek.. yani hasta olduğunuzda hastaneye maaşınızı yatırmak istemiyorsanız aldığınız üç kuruş ile kalan 16 günlük primi sizin yatırmanız gerekiyor.. ayrıca size dediler ki sözleşmeniz bitti aynı sebepten işsizlik sigortasına başvuramıyorsunuz çünkü 30 günlük priminiz ödenmiyor.. benim bildiğim böyle.. o yüzden başvuru yapmadan önce bu konuyu lütfen araştırınız..

   Sadece bu kadar değil tabii ki :) bunlar yetmez gibi bir de son tercih zamanında devlet biyomedikal mühendisliği kadrosuna  "iş güvenliği sertifikasına sahip olmak" ön şartını koydu.. bir de iş güvenliği uzmanı oluyorum anlayacağınız üzere.. ne var bunda demeyin gözünüzü seveyim.. kursu, sınavı, sertifika bedeli derken 1500 tl çıkıyor insanın cebinden.. niye peki..? yaklaşık 3-4 senedir çıkan bu uzmanlığa başvurup uzman olan yaklaşık 3bin kişi olmuş ve bu kişiler devlet kadrosuna alınmıyor.. diyorlar ki sen iş güvenliği uzmanısın, git bir iş yeri bul oranın kurallarını iş güvenliğine göre düzenle partona de ki bu bu bu masrafları yapacaksın yapmazsan seni bakanlığa şikayet edeceğım.. patron da demeyecek mi ulan paranı cebine ben veriyorum sen kimi kime şikayet ediyorsun.. Saçma düzenimize saçma bir eklenti daha.. sonuç 3000x1500= 4.500.000 devletin kasasına giren para.. sınavı  girenlerin %10 u geçiyormuş yani hesaba katmadığım yüzde doksan var bir de.. neyse.. 

   Neden bilmiyorum ama son bir tez yılım kalmışken yüksek lisansa da gitmek istemiyorum.. gerçekten yaz bitsin istemiyorum sırf bu yüzden.. eskiden idealist bir kafa vardı ya beni burda kimse anlamıyor öyleyse idealist olayım bilmem ne falan.. şimdi yüksek lisans da yapsan, profesör de olsan bir bok değişmeyecek biliyorum.. hevesim kalmadı.. 

   Umarım bir sonraki daha iç açıcı bir yazı olur.. Bu da bugünkü umutsuz şarkımız olsun.. Sevgiyle kal.. 


31 Temmuz 2016 Pazar

The Killing..

   Yaz gelince kış aylarındaki koşuşturmacam kalmıyor.. Üzerimde öyle bir yorgunluk oluyor ki ilk hafta genellikle evden çıkmayacak kadar yatıyorum.. ilk zamanlar bu durumdan o kadar mutlu oluyorum ki miskinlik her tarafımı sarıyor :) tabii bu bir yerden sonra beni sıkmaya başlıyor.. kiloma takıp spor olaylarına gireyim diyorum tabii kısa bir süre sonra bırakıyorum :) online oyunlara sarıyorum her zamanki gibi ve tabii bir de yoğun olduğum zamanlarda izleyemediğim bütün film ve yabancı dizilerin acısını çıkarıyorum.. 

   Normalde blogda film dizi tanıtımı falan yapmazdım ama bu öyle bir şey ki.. insanların izlemesini ve böyle bir yapımın keyfini çıkarmasını isterdim.. Şahsen ben böyle bir dizi olup da farkında olmamayı istemezdim.. Dizi polisiye türünde ama ön yargılı olmamanızı istiyorum çünkü polisiye izlemiyorum diyen bir arkadaşım başka dizi var mı diye araştırmaya başladı.. 




   Dizinin ana kahramanları Sarah Linden ve  S. Holder.. Olay basit bir kayıpla başlıyor ortaya öyle şeyler dökülüyor ki şaşırıyorsunuz katil bir süre bulunamıyor ama sizi sıkmıyor da.. karakterlere kızıyor öfkeleniyorsunuz zaman zaman ama aslında hiç beklemediğiniz bir yaşam görüyorsunuz.. Bir ara katil herhalde ben çıkacağım diyordum :) Linden'ın soğuk, ruhsuz ve aklından ne geçtiğini anlamadığınız halleri başlarda insanı sinir etse de sonraları bir bakışından kaşlarını çatışından yine ne gördü diye düşünmeye başlıyorsunuz.. 

   

   İki sezonu bitirdikten sonra herhalde devamında bu kadar iyi olay örgüsü oluşturulamaz diyorsunuz ama olaylar bambaşka hayatlarda sizi şaşırtmaya devam ediyor.. Son sezonda 6 bölüm olduğunu görünce sızlanmıştım kendi kendime "izlenmedi sanırım, yarıda bitirdiler" falan fistan diye ama sonunda öyle olmadığını görüyorsunuz ve dizi sona eriyor.. bitiyor.. aklınızda acaba devam edecek mi diye tereddüt bırakmadan güzel bir sonla bitiyorlar.. 



   Yeni başlayan dizileri genelde izlemem ben.. sabırsız olduğum için yeni bölümünü bekleyemem o yüzden ya biten ya da 4-5 sezon tamamlanmış olanları izlemeyi tercih ediyorum ve 1-2 hafta içerisinde izlemiş oluyorum.. böyle olunca dizinin tam anlamıyla içinde oluyorsunuz unutmadan ve sanki hayatınızın bir parçasında onlar varmış gibi.. onlarla yaşıyormuş gibi.. her neyse umarım izlersiniz o zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız.. Yorum, eleştiri ya da tavsiyeniz olursa dikkate alırım bu tarz şeyler paylaştıkça yayılıyor ve insanların farkında olmasını sağlıyor.. 

   Bu arada online oyun oynayan varsa diye aşağıya bir link bırakıyorum buradan üyelik yaparsanız aynı dünyada oynuyoruz bakarsınız komşu oluruz falan..  :)



https://tr0.forgeofempires.com?invitation=1248458-tr5-l

28 Temmuz 2016 Perşembe

Yeşilin insanın içini açtığı 
Havasının genzini yaktığı bir gündü..
Çocuktum.. 
Yalnızlığın ve özgürlüğümün tadını çıkarmak için kendimi doğaya attım..
Yürürken üzeri eski püskü bir adam gördüm
Avucundakileri rüzgara doğru bırakıyordu..
Anlamlandıramadım..
Ne yaptığını sorduğumda "eliyorum" dedi..
"Ama yarısı gidiyor" dedim..
"Bunu göze almazsan elindekilerin çerçöpten farkı kalmaz" dedi..

Bazen bunu yapıyoruz hayatta 
Kıyamıyoruz, sevdiğimizi söylüyoruz..
Hayatımıza alıyoruz, vazgeçemiyoruz..
Yükte ağır çekiyor belki ama 
Beş para etmiyoruz..

5 Temmuz 2016 Salı

eksildi mi tamamlayamazsın, tamamlanamazsın..

   En sevdiklerinden biri öldüğünde içinden bir şey kopmuş hissedersin sonra bir müddet hiçbir şey hissedemezsin.. hissetmek istesen de sanki buz tutmuştur kalbin, donmuştur gözlerin.. zaman sadece geçip gider sen de köşeye sandalye atmış biri gibi olanı biteni izlersin.. 

   Yıllar yılların üzerini örter.. her şeyin ilacı olan zaman bu yaranın da kabuk bağlamasını sağlar.. sızlamaz eskisi gibi ama eksikliği de bir türlü kapanmaz.. bayramlar bayram gibi olmaz.. doğum günleri, ölüm günleri ve diğer o özel günlerinde bir sandalye boştur yüreğinde.. iyi bir gün, iyi bir bayram, iyi bir yıl olmaz.. 

   ve BUGÜN yine öyle bir gün.. 

3 Haziran 2016 Cuma

Nazımca..

"Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
 Dünyanın en güzel sesinden
 En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey…
 Fakat artık ümit yetmiyor bana,
 Ben artık şarkı dinlemek değil,
 Şarkı söylemek istiyorum."

-Nazım Hikmet Ran-

# Başka Nazımlar gelir mi dünyaya bilmiyorum.. Hayatta olmasa da Nazım olarak kalacak akıllarda.. şiirleri dolanacak dizelerde.. Ölüm gününde ve belki diğer günlerde..

1 Haziran 2016 Çarşamba

...

bir şair olsam  hep "onu" anlatsa kelimelerim
cümlelerimde süzülüyor diye hiç susmasam..

bir ressam olsam her duvara "onu" çizse elim
incecik kirpiklerine dokunmaya kıyamasam..

bir müzisyen olsam mesela.. 
her notada onun sesi kulaklarımda çınlasa..

sırf onu anımsatıyor diye
saatlerce koşsam..
nefessiz kalıncaya, 
kendimden uzaklaşıncaya kadar koşsam..

o geceyi getirebilir miyim gerçekten?
peki ya söylenen o sözleri,
geri alabilir miyim?
hadi her şey oldu diyelim
çocukça masumiyetimi koruyabilir miyim..?
yılların götürdüklerinde,
birbirimizi tanıyabilir miyim?

ben en iyisi "kendim" olayım.. 
sen de 
"hayallerim", 
"anılarım", 
"çocukluğum" olarak kal..

şuracıkta..



30 Mayıs 2016 Pazartesi

Şükür..

   Kpss sınavını atlatır atlatmaz buraya koşarım diye düşünüyordum evdeki hesap çarşıya uymuyormuş tabii.. Çocukların sınav haftası bastırdı hem de kpss sınavından çıkar çıkmaz, şimdi de benim proje, ödevler ve sınav sıkıştı iyice.. Rahatlayacağım diyorum ama bir türlü olmayacak sanırım..

   Sınava gelelim şu meşhur "kpss" olayına.. neredeyse bir yıllık tarih çalışmamdan sonra 21 net çıkarttım 27 soruda.. aman ha küçümsemeyin bir önceki sınavda sadece bir soru yapmıştım ve sanırım o da yanlıştı :D vatandaşlık 1 boş 1 yanlış, günceller dahil.. coğrafya da 1 boş 1 yanlış sanırım.. anlaşılacağı üzere genel kültür kısmı beklediğimden çok daha iyi.. ama kültür kolaydı diye bir söylenti dolaşıyor ortalıkta umarım katsayıları fazla düşürmez.. türkçeye gelince herkesin çok zordu çok zordu diye kendini yırttığı türkçe soruları o kadar da zor değildi.. tamam tuhaf birkaç soru vardı ama o kadar yani.. paragraf değil kitap yazmışlar diyenler vardı külliyen abartı.. ha yanlışsız yaparım diye bakanlar varsa onlara bir şey diyemeyeceğim ben zaten üç beş yanlış her defasında yapıyordum bu da öyle oldu.. bir matematik üzdü beni biraz, o da şundan ötürü sayısalcı olarak soruyu çözememeyi kendime takıntı haline getiriyordum ve çok zaman kaybediyordum matematikte önceki kpss ve ales sınavlarında.. matematik full olsa da diğer derslere bakamadığımdan kaybediyordum hep.. bu kez bu egomu yeneceğim diyerek girdim sınava.. soruların bazıları zor değil ama oyalayıcıydı baktım bir dakikadan fazla zaman alacak geçtim.. sonuç olarak 5 boşum kaldı matematikte.. diğer tüm boş bıraktığım sorulara dönüp kontrol ettim. sözel mantık sorusu biraz uğraştırıcıydı bir matematik sorusuna 2 dk harcamaktansa aynı 2 dk da 4 sözel mantık sorusu çözdüm katsayısı yüksek olur mantığıyla.. hala doğru yaptığımı düşünüyorum ama yine de dokundu işte..
sonuç olarak 93 netim falan var o da 90 civarı bir puan yapar diye düşünüyor ve öyle umuyorum bir de puanların çok yüksek olmamasını..

   Bu sınavın bana bir yararı da tarihi sevdirmesi oldu sanırım. tarih kitabı okuyamayan biriydim tek bir tarih kitabı bile bitirebilmiş değildim bir çoğuna başlamama rağmen.. dün ilk tarih kitabımı bitirdim :) öyle kitap tavsiyesi yapan biri değilim ama gerçekten severek okudum.. Kitabın dili de öyle yumuşak ve akıcıydı ki adeta hikaye anlatır gibi.. Yavuz Sultan Selim e de olan ilgimden okudum sanırım.. "Şah ve Sultan - İskenden Pala" belki çoktan okumuşsunuzdur, çok mu geç kaldım ben daha yeni okudum valla :)

   Bir kaç gündür kendimi yaşlanmış hissediyorum neden bilmiyorum.. benim çocuklara "ablacım" falan diye hitap ediyordum ilk zamanlar geçen baktım "oğlum, kızım" falan diyorum.. bebek gördüğümde en uzak köşede dururdum olur da kucağıma verirler diye şimdi bakıyorum bana doğru emekleyerek geliyor bir velet kucağıma alıyor yüzümü şekilden şekle sokuyorum yüzündeki gülümsemeyi biraz daha göreyim diye.. valla anaçlık neyin geldi üstüme.. 

   Sınavlarıma çalışıyorum derken geçenlerde bahsetmiştim bu ara programlamaya sardım diye.. bu sınava çalışırken notlarımı buraya kaydediyorum, buraya derken bir sayfa daha açtım aynı hesabımdan.. orası biraz daha programlama ve kendi alanımdaki mühendislik uygulamalarıyla ilgili olacak.. burada paylaşmak istemedim hem okuyanları alakası olmayan konularla sıkmayayım hem de blog karmakarışık bir duruma girmesin diye.. paylaşma amacım ise hem bilgisayarın içine edip verilerimi kaybetmekte üstüme yok hem bir yandan sınava çalışmış oluyorum hem de yeni başlayanlar için kaynak olabilir diye düşünüyorum türkçe kaynak biraz sıkıntılı oluyor çünkü.. bir sürü "hem" olduğunun farkındayım.. 

   Kendi kendime yemek yediğim, pc kucağımda koca evde tek başıma oturduğum bir gecenin ardından bu müzik de yalnızlığıma gelsin.. 

   Sevgiler...