14 Ekim 2012 Pazar

   dışarı çıkıp kendi başıma yürüdüğüm, yorulduğum için otobüse binme kararı aldığım bir gün.. belki de sorunlarımın, gelmek bilmeyen otobüse olan kızgınlığımla sınırlı olduğu.. ya da belki de geçmek bilmeyen soğuk algınlığından kaynaklanan çatallı sesim ile.. 

   iniyorum otobüsten yaklaşan siren sesi ile irkiliyorum.. tam da hastane durağı.. olacakları tahmin ediyor oluşumdan sanırım, niye indim ki diyorum.. ya da niye tam da bu saatte buraya geldim, yürüyebilirdim.. ayaklarım yürümemek için direniyor, indiğim kaldırıma çakılıyorum sanki.. tiz bir çığlık ile kendime geliyorum.. ağlamaklı bir çocuğun sesini duyuyorum ardından.. daha öncelerinden ezbere bildiğim klasikleşmiş cümleler geliyor kulağıma.. o cümlelerin o an kimsenin umurunda olmadığını, söyleyen kişinin de elinden başka hiçbir şey gelmediğini biliyorum.. bir genç görüyorum elinde telefon ile.. babam diyor, yutkunuyor.. gözleri doluyor.. sözcüklerin tükendiği o an..  


  çevreme bakıyorum o an refleks olarak, bir çok insanın farkına bile varmadığını görüyorum ben bu derece içimde hissediyorken.. hızla yürümeye, uzaklaşmaya çalışıyorum.. ne yapsam ÖLÜM den kaçamıyorum..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kim durup düşünmüş, Ne demiş..