30 Kasım 2013 Cumartesi

    Eski bir arkadaşımın yanına gittim dün. eski dediysem o kadar eski değil ama çok fazla görüşmediğim. hatta aylarca hiç arayıp soruşmadığımız halde çık gel yarın diyebildiğimiz. gel diyordu zaten de ekmiştim bir kaç sefer, bir sefer de o ekti öyle bu kez denk geldi gittim.. 

    aslında tam adını koyamıyorum beni anlayan biri değil aksine sürekli bana karşı görüşler üretmeye programlanmış gibi.. sanırım ben de onu anlamıyorum, anlatıyor sürekli gözüm dalıyor.. ne biçim arkadaşlık bu deme.. yanında rahatım.. mesela oturuyoruz sahilde (mübalağa yapıyor olabilirim ama) saatlerce konuşmadan duruyoruz.. bakıyorum bazen ona derinlerde bir gülümseme yakalıyorum, aynı memnuniyetin kendi yüzümde de olduğundan neredeyse eminim.. akşam oluyor  alıyoruz vodkamızı.. içmiyorum evet artık eskisi gibi ama onunla tanışıklığımız buna dayanıyor.. içmeden iki yabancı gibi iki çift laf edemiyoruz.. alkole karşı olan insanlar 2. kadehten sonra devam etmemi istiyorlar diyor gülümsüyorum, konuşmaya başlıyor.. anlatıyor anlatıyor sanki beni bunun için çağırmış gibi hissediyorum, sadece dinliyorum. bazen bana laf çarpıyor, göndermeler yapıyor. üzerime alınmamış gibi davranıyorum.. sakarlıklar ve peltek konuşmalar ekleniyor geceye şişenin dibine indikçe.. sonra kendimi konuşuyor buluyorum, ondan, bundan, her şeyden.. bir o konuşuyor bir ben sıraya girmişçesine.. 8 saat nasıl geçmiş anlamıyorum.. hadi git artık uyuyayım diyorum yatağını bana veriyor uyuyorum.. rahatım. hiç bir endişe duymadan güzel bir uyku çekiyorum.. 

    saat 8.30da gözlerim açılıyor.. içtiğim vodkaya lanet ediyorum.bu kadar boşboğaz biri değilsin sen bu neydi şimdi diye kızıyorum kendime.. onunlayken hep oluyor bu.. herneyse su nerdeydi? neden bir bardak olsun bırakmadınız ki..? 

    iki saat kadar uyanmasını bekliyorum su almaya gidiyorum sonra.. karşımda yine o iki çift laf edemediğim adam.. hep bir kinaye başka bir anlam var cümlelerinde ya da ben mi öyle algılıyorum.. bilmiyorum ama uyuz oluyorum bu konuda.. dinlemiyor gibi davranıyor bazen de, belki de gerçekten dinlemiyor.. eylem işteş değil bizde sadece sırayla hep bir kişi konuşuyor.. taraflar rahatlıyor.. 

    isminin her ne olduğunu bilmiyorum. arkadaşlık gibi bir o kadar da farklı.. yanlış anlama diyor hep cümlelerinde sanki beni yanlış anlama yönüne kendi iter gibi.. arkadaşlığımız; tanışmıyorken vodka içip onun sarhoş olmasına dayanıyor bu durum onu rahatsız ediyor bir erkek olarak ve bir yandan da üstün, farklı görüyor beni.. benim yerli yersiz kusmalarım ekleniyor arkadaşlığımıza.. belki de en kötü anlarımı gören tek kişi olduğu için rahatım. bir şeyler yemeye çalışıyoruz gideyim ben diyorum nasıl olduğunu anlamadığım 2-3 saat daha geçiriyoruz.. sonra arabaya binip gidiyorum.. uzun bir süre mesajlar atılmayacak, konuşulmayacak biliyorum..

24 Kasım 2013 Pazar

     değişken bir insan olduğumu hiç bir zaman inkar etmedim.. ama şu son zamanlar bu durum beni bile rahatsız eder durumda.. artılarım tüm eksilerimi götürüyorken eksilerim her şeyi baskılar konumda.. alkolsüzlük başıma mı vuruyor diyorum bazen, bazen de alkolden nefret ediyorum.. bazen üzülüyorum çevremde olanlara, bazen de en acımasız, en gaddar ben oluyorum.. bazen gözü kör bir aşık oluyorum bazen de umutsuz ve öfkeli.. ve böyle sürüp gidiyor.. okul bitsin ve çalışmaktan bir şey düşünemediğim zamanlar gelsin istiyorum, öyle bir durumda da yataktan kalkmamayı, boş boş sokaklarda dolaşmayı özlüyorum..

     sokağa atıyorum kendimi, düşüncelerimde boğuluyorum.. o bile tat vermiyor eskisi gibi.. kürkçü dükkanına dönüyorum asansörde bir şarkı çalıyor, mırıldandığımı sonradan farkediyorum..

?...?

21 Kasım 2013 Perşembe

İki kişi eşit sevemez birbirini. Bir taraf mutlaka ya eksik kalır, ya fazla gelir.

hiçbir yerde ve hiçbir durumda eşit değilken 
ilişkilerde buna takılmak neden? 
sevdiğimiz bir yemek gibi tek taraflı sevsek, 
yapmaktan keyif aldığımız bir hobi gibi zaman hızla geçse onunlayken, 
bazen uyku gibi sadece bir ihtiyaç olsa 
ve daha fazlasını beklemesek 
olmaz mı?

"ama duygular?" dediğinizi duyar gibiyim..


ahh şu kalp..
niye sadece görevi olan kan pompalama işiyle yetinmeyip
işleri bu kadar karmaşıklaştırır ki..


17 Kasım 2013 Pazar

Anlatmayı sevmem,
Dinlemeyi sevdiğim kadar
Ama bu kırıklar kalbime batıyor ÜSTAD..






25 Ekim 2013 Cuma

çalışmak ya da çalışmamak..

N..... şu sıralar test kitapçığıyla televizyon karşısına oturup 3 saatte ancak 50 soru çözebilen ve "eski BEN olsaydım bu programı hayatta kaçırmazdım, tv karşısına oturur, soruları umursamazdım. bu BEN epey çalışkan çıktı" diye kendiyle dalga geçebilen bir öğrencidir.

yukarıdaki psikolojideki bir öğrenci için akla gelebilecek en uygun sorun nedir?

A) öğrenci sınavı kaçıncı girişinde kazanabilir?
B) öğrenci hangi tv programını izlemektedir?
C) öğrenci neyin kafasındadır?
D) öğrenci bu psikolojiye gelecek kadar hangi sınav sistemine taabi tutulmuştur?

14 Ekim 2013 Pazartesi

bayramlar çocukken benim için de güzeldi elbette

    ruh halime uygun bir müzik bulabilmiş değilim halen.. müzik yeteneğim olsaydı bile ruh halimi yansıtan bir tını yaratamazdım. yaratmak doğru kelime mi bilmiyorum (sözlük bile altını çizdi kırmızı ile) bazı insanlar vardır ya, dini açıdan girer söylediğini burnundan getirir. yaratmak tanrıya özgüdür bilmem ne diyen, sevmiyorum onları.. oluşturmak denmiyor, yaratmak kadar kavrayamıyor anlamı.. neyse böyle bir şeye değinmeyi düşünmüyordum içimde bir yerde yer etmiş olmalı. çıkmasına engel olamadım.

   nerde o eski bayramlar klişesinden sıkıldım. bayramların sürekli gelmesinden ve boş, sıkıcı geçmesinden de.. hatta şuan rahatsız edici bir boyuta ulaşmış durumda bende.. aksini hisseden bir çok insan vardır eminim. ne kadar yanlış düşündüğümü söyleyen falan.. ama burada hissettiklerimi gizlemek istemiyorum. duygularımızı normal hayatta yeterince bastırıyoruz zaten.. bayramlar çocukken benim için de güzeldi elbette.. şekerle hatta cam şekerden daha iyi bir çikolatayla karşılaştığım zaman daha çok mutlu olduğum zamanlarda benim için de güzeldi.. sonrası nasıl bu kadar hızlı geçti anlamadım. bir kaç yıl önce hayatımızdaki önemli insanlar varken yine güzel olabildiğini farkettim. şimdi o ya da onların yokluğunu yüzüme vurduğu gerçeğiyle baş başa kalıyorum her defasında.. çekilmezliği ergen tavırlarımdan değil, bu yüzden.. yalnızlığı seviyorum ama bu durumlarda ağır geliyor.. bazen kaçıyorum insanlar arasına karışayım diyorum "v for vendetta maskesi" geliyor aklıma.. ben kalıp da takınsam o kadar iyi gülümseyemiyorum..

   işsizlik başıma vurmuş durumda şu sıralar.. uyuyup uyanıp tv izleyip yürüyüşe çıkıp tekrar uyuyorum. eskiden o kadar çok özlediğim uyku şimdi geceleri gelmek bilmiyor.. o kadar boş vaktim olduğu halde yapmam gerekenleri nasıl erteliyorum onu da bilmiyorum.. miskinlik beni ele geçirmiş durumda.. seyahat planları yapıyorum sonra da üşenip vazgeçiyorum. buna spor programları da dahil.. bu arada bir deneyim kazandım; insan yorulup kalori harcamadan da acıkabiliyor deli gibi yiyebiliyormuş, sonumdan korkuyorum. şu sıra yaptığım en iyi aktivite balık tutmak.. ilki başarısızlıkla sonuçlandı.. ikincisinde de eli boş dönseydim son deneyimim olurdu bu yüzden balıklar açık kapı bıraktı birkaç tane yakaladık.. 

   kafamı kitaplardan kaldırmamam gereken bir zamanda televizyon ya da film izleyebiliyorum, romanlara sarabiliyorum, nette saatlerce takılıp blog yazıyor yahut okuyabiliyorum.. farklı müzik tarzları keşfedip acaba farklı güzel parçaları var mıdır diye kendimi kaybedebiliyorum.. her ne kadar boş iş varsa yapabiliyorum..

   geç de olsa ruh halime uygun bir müzik buldum tüm yazdıklarım anlamını yitirdi şuan, bunun için başlamamış mıydım yazmaya.. :/ her neyse müzik bu paylaşılmalı..




 

18 Eylül 2013 Çarşamba

   heheyyttt.. :) bugün yine günlüğe çeviresim geldi blog seni gerçi adına aylık da denebilir veya belki de yıllık.. bilmem kaç ayın özeti de olabilir şuan yazdıklarım.. hayatım epey değişti yazmayalı, gerçi hayatlar hep değişir kaçınılmaz son.. 
   
   biraz alaycıyım bu gece, biraz gerçekçi, biraz da düşünceli.. hepsi bir arada nasıl oluyor ben de bilmiyorum.. şurdan başlamalıyım epey zamandır yazamıyor veya yarım yamalak yazıyordum klavyem bozuk olduğundan dolayı.. klavyem olmadan bir hiç olduğumu fark ettim, iki lafı bir araya getiremeyen yahut zor getiren bir insan olarak klavye her şeyimmiş.. 
   
   duygusallığı bırakıp olaylara geçiyorum ki iki hafta uzun bir hesaptan sonra yeni bir pc almaya karar verdim. her zamanki gibi "oluyorsa en iyisi olsun" düşünceme lanet ettim bu kez.. aldığım pc bozuk çıktı ve ilk bir ay içindeki teknik servisle aramdaki git-gellerden sonra en son 1 ayı doldurduğum için elimde kaldı. (elektronik eşyalarda -genelde pclerde diye biliyorum belki diğer ürünlerde de olabilir- bir ay kullanım süresi gibi bir şey vardır teknik terimlerle konuşamıyorum affedin.. eğer bu süre içinde sorun yaşarsanız paranızın geri iadesi veya aynı ürün ile değiştirmeyi talep etme gibi yasal bir hakkınız varmış, mışşşşş) neyseki bunu bildiğimden müşteri hizmetleri-teknik servis derken pc yi gönderdim ve bu kanun gereği değişim talep ettiğimi bildirdim. normalde telefonu servise gönderirsin ya 30 gün içinde gelmesi gerekir ama bu 30 günün 30 iş günü olduğunu söylerler sana bu da hemen hemen 40-45 güne tekabül eder. işte bu bizde nedense işlemiyormuş.. sipariş verdiğim günden itibaren 30 gün geçerliymiş.. 27.gün kargoya verdim kargo 28.gün onların eline ulaşmış sabah saatlerinde ve aynı günün akşamı 17:00 kargosuyla onarımı yapılıp (onlara göre bu bir aylık süreç donanımsal bir sorun olduğunda geçerliymiş değişim olayı falan.. yazılımsal ise tekrar yapılandırılıp geri göndermişler alel acele neden bilemedim!) bana göndermişler kendi anlaşmalı oldukları kargo firması ile.. kargo 3 gün sonra elime ulaştı. meğerse bir gün sonra yaşadığım ile-ilçeye gelmiş beni iki gün aramışlar, kapıma bildirim bırakmışlar bi türlü ulaşamamışlar ben nedense o bildirimi veya aramaları hiç görmedim..!ben arayıp da kargo takip numarasını isteyene kadar ;) önce müşteri hizmetlerini arayıp bir ton sövdüm sonra da kargo şirketine gidip.. çünkü paketi açtığımda bir belge vardı en üstte ve o belgenin en atında küçük harflerle "kargo firmasından zamanında teslim alınmayan ürünlerden firmamız sorumlu değildir" yazıyordu ve o üç gün gecikmeden dolayı benim 30 günlük sürem dolmuştu.. pc açılabildi evet birkaç siteye de girebiliyor.. donmaları saymazsak çok şükür klavyesi de sağlam ama benim bir önceki 5 küsür yıllık pc'm inanın bundan daha hızlı.. ve garantici bir insan oldum bunun sayesinde bir şeyleri paylaşmadan önce kopyala yapıyorum ki tekrar yazmak zorunda kalmayayım..! YURTİÇİ KARGO ve LENOVA size ancak saygılarımı sunabiliyorum elimden başka bir şey gelmiyor.. sonra uğraşmayı bıraktım küçük bir birey olarak büyük FİRMALAR la.. 
   
   işten çıktım bir de.. şu ilk zamanlar çok severek başladığım fotoğrafçılık işinden.. sıkıldım çünkü, bunaldım çok sevdiğim insanlar da vardı, hiç tanımadığım halde birkaç diyalog ile beni mutlu edebilen insanlar da.. ama bu yeterli olmuyor.. bazı olaylar oluyor sinirler geriliyor, bazen kendini enayi hissediyorsun.. işkolik biri olsan iki üç kişilik iş yapsan bile bazen kıymetin bilinmiyor.. işten çıktım bu sebeple şuan aranıyorum tekrar gel vs diye ama iş işten geçtikten sonra anlamı kalmıyor.. öyle..
   
   şuan sadece öğrenciyim.. Üniversite 4.sınıf öğrencisi.. zor oluyordu zaten hem okul hem iş.. alttan bıraktığım birkaç dersten (her iki dönemde de iki ders) dolayı bu sene yoğun olacak. kredim yetiyor dersleri alamama gibi bir durumum yok ama hepsini vermek durumundayım mezun olabilmek için.. ki olabilirim çalıştığım müddetçe, bir endişem yok.. endişem o değilde, içimi kemiren bir şeyler var şuan normalde çok soğuk kanlı biriyim böyle rahat sallamayan falan.. ama gerçekten birkaç zamandır endişeleniyorum okul bitince ne olacak diye.. şimdiye kadar hep çevremdeki insanların büyüttükleri şeylere bu muymuş diyen biri oldum umarım bu da öyle olur.. ha bir de kpss, ales ve ehliyet sınavlarım var bu yıl hepsi tepeme binecek.. :D
  

    haa bir de nazlı bir sevgilim var.. bayanlar (gördüğüm kadarıyla yengeç burcu olanlar) genelde nazlı oluyorlar katlanacağız artık.. :) hayatım onunla gerçekten çok güzel.. en kötü anımda bile gülümseyebiliyorum, hiç bir sebep yokken mutlu olabiliyorum garip bir şey.. sonra haftanın gelmesini ve ona kavuşabilmeyi gün gün bekleye biliyorum ki ben beklemeyi sevmeyen biriyim.. her şeyim güzel ve en önemlisi saygımızı yitirmiyoruz ne olursa olsun.. tatlı diline bayılıyorum bir küsür yılı geçirmemize rağmen bazen kendimi fotoğralarına bakıp gülümser bulabiliyorum :) onu seviyorum :) yazın nasıl geçtiğini anlayamadım ama tek hatırladığım onunla başbaşa bir haftamız.. deniz kum vs değil sadece o uyandığımda kolumda yatıyor olması ve "gitmesi gerek" endişesi duymuyor oluşum..
   
   kalabalık yazıları ben sevmiyorum blog ama ara verince insanın yazdıkça yazası geliyor.. 

26 Ağustos 2013 Pazartesi

9 Ağustos 2013 Cuma

Ben doğal kadınları severim; saçları rüzgarda karışmış, yüzüne boya bulaşmamış.. derdi tasası trend kıyafetler olmayan, istediği yerde istediği gibi davranan..
Bazen usturuplu olmalı benim sevdiğim kadın, insanlar yeri geldiğinde tavrından korkmalı, bazen de deli dolu olmalı, davranışlarıyla içimi ısıtmalı..
Ben gözleri karanlık kadınları severim.. böyle simsiyah.. içine uzun uzun baktığımda kendimi gördüğüm.. rengarenk, yanardöner olmayan..
Biraz hırçın olmalı benim sevdiğim kadın.. yeri geldiğinde susup oturmalı ama kızdığında kimse durduramamalı.. beni gördüğünde gözleri parlamalı, benim kadınım olduğu anlaşılmalı..
Ben sevgisini belli edebilen kadınları severim.. yüreği sıcacık olmalı.. sarıldığında içim huzur dolmalı.. sevgisini dillendirmeden içinde saklamalı, Yeri geldiğinde de "ben seni çok sevdim" diyebilmeli..


14 Temmuz 2013 Pazar

Saate baktı, 16:15..
on beş dakika sonra kalkacaktı otobüs
geçmezmiş gibi geldi.. 
o sevmediği tıklım tıkış otobüsün içindekileri izlemeye başladı.. 
başını cama dayayıp uyuklayan yaşlı kadını, 
işten geliyor havası olan evrak çantalı adamı, 
sarışın -uzun ojeli tırnaklı- kadını 
bir de ten renginden ve bakışlarından kendini fazlaca belli eden yabancıyı.. 

motorun çalışan sesi ile irkildi, 
saate baktı zamanın nasıl geçtiğini anlamadı.. 
gözü daldı, 
kendine geldiğinde inmek istedi
otobüse yeni binmiş olmasına rağmen ve nerede olduğunu umursamadan.. 
ilk durakta dışarı attı kendini, 
yürümeye başladı.. 

sıcak yakıcıydı..
niye indiğini bilmiyordu ne yapacağını da, 
yürüyordu sadece belki yürüyerek içindeki o boşluktan kurtulacağını sanıyordu.. 

sahil yoluna ilerledi.. 
cebindeki tüm bozuklukları harcayarak jeton aldı 
turnikelerden geçti..
vapura yetişmek için adımları hızlanmaya başladı.. 
niyeydi bu acele bilmiyordu.. 
ya da niye vapura gidiyordu.. 
kendine engel olmadı, olamadı belki de.. 
her zamankinin aksine bu kez üst kata çıktı.. 
bugün her şey enteresandı..
 vapurun sonuna doğru yürüdü.. 
rüzgar içini ürpertiyor anlam veremediği bir şekilde de iyi geliyordu.. 
gözlerini kapattı, 
yorgundu.. 

bu şehir onu şimdiden yormuştu..

30 Nisan 2013 Salı


   Ihanet bir parça koparır götürür karşındakinden.. bu bazen güven olur, bazen anlayış, bazen de aşk kırıntısı.. Bir şey hep eksik kalır sonra.. tadı tuzu olmayan bir yemek gibi.. boğazında düğümlenir öylece kalır..

26 Nisan 2013 Cuma

Hani ikimizin ortak noktası diyordun ya alkol için.. 
aslında ikinizin ortak noktası sarhoşluk benim için.. 
ayaklarımdan başlıyorsunuz sanki 
yukarı doğru çıkarken içimi bi hoş ediyorsunuz.. 
kontrol duygumu alıyorsunuz da, 
kızamıyorum.. 

Ben alkolik değilim aslında 
sadece damarımda dolanmasını seviyorum meretin.. 
soğuk kış gününde tenimi ısıtmasını seviyorum nefesinin..
içtikçe içesim geliyor,
sevdikçe güzelleşiyorsun sanki..
karanlık bir sokakta yürüye bilirmişim gibi geliyor alkollüyken korkmadan
senin olduğun bir hayatı yaşaya bilirmişim gibi ardıma bakmadan..

Düşünmeden edemiyorum bazen..
o karaciğerimi tüketiyor her kadehte..
peki ya sen ?
kalbimi mi parçalıyorsun her geçen gün..?
anlık 
sarhoşluk mu seninki de..?



17 Nisan 2013 Çarşamba


"sanki sonsuza dek bu dünyada yaşayacakmışız, hiç yaşlanmayacakmışız gibi, ama bunun böle olmadığını bile bile hala niye bir birimizi kırıyoruz..? hayat çok hızlı akıp biterken neden sadece mutlu bir hayat sürmüyoruz..?" dedi çocuk.. 


 "insanlar şuanki hayatı kendilerininmiş gibi sahipleniyor çünkü, düşünmüyor, durmadan istiyor" dedim..  sevilmek istiyoruz, evimiz olsun istiyoruz , işimiz olsun istiyoruz, sevdiğimiz yanımızda olsun istiyoruz.. vs o kadar bencilce davranıyoruz ki.. ve sözde hep küçük şeyler istiyoruz.. sürekli bunu dile getiriyoruz.. "çok mu şey istiyorum, bu küçücük şeyi bana fazla görme.. vs" ... davranışlarımız bir başkasınınkini kısıtlamaya başladığında birbirimizi kırmaya ve çevremize zarar vermeye başlıyoruz.. doyumsuzuz çünkü bu yüzden, yetinmeyi bilmediğimizden mutlu olamıyoruz.. çıkarlarımız doğrultusunda insanlarla muhattap olduğumuz için, kendimize samimiyetten uzak sahte dünyalar kurduğumuz için mutlu olamıyoruz.. bir gün bu kurmacamız başımıza yıkıldığı için bu kadar isyan ediyor.. ve avazımızın çıktığı kadar kendimize bir suçlu arıyoruz.. 


ve sustu çocuk.. sen beni niye buralara sürükledin ki çocuk.. uykumu kaçıranlar yeterince azmış gibi.. büyüyorsun çocuk, her şeyden önemlisi düşünüyorsun.. düşünmek bir insanı karaktersizlikten kurtaracak kadar iyi.. fakat düşünmeden yaşanacak bir gençliği buruşturup çöpe atacak kadar da korkunç.. yapma çocuk.. kendine çok dikkat et çocuk..

12 Nisan 2013 Cuma

bazı insanlar virüs gibi.. ne kadar önlem alsan da zayıf bir nokta buluyor ve oradan sızıyor.. zararlı bir şey olduklarını, karakterlerini, sebep olacaklarını ve sonlarını bile bile..

1 Nisan 2013 Pazartesi

Dürüstlük kavramı enteresandır biraz.. 
en dürüst bildiklerimizin bile aklından neler geçtiğini, 
içinde neleri bastırdığını yahut bastırmaya çalıştığını bilemeyiz.. 
bazen kendimize bile güvenemez aklımızdan geçenlere akıl sır erdiremezken 
başkalarına inanır dürüstlük bekleriz..! 
Niye bunu bile bile insanlara inanma,
güvenme gereksinimi duyarız..? 

Bilmiyorum.. 

içimde bir sıkıntı..

bu kez kendime dürüst olamayışımdan ötürü.. 
kötü bir şey yaptığımdan yahut yapmak üzere olduğumdan değil.. 
hani ikiye bölünür ya insan
 şahıs ya da nesne için değil de 

bir şeyi yapmak / yapmamak çizgisinde.. 
yaparsa suçluluk duyar yapamazsa da aklından çıkmaz.. 
kimse bilmez bunu
kendi bile düşünmez, istemez düşünmeyi.. 


Bazen sizi tanımayan bir insan çıkar karşınıza 

içinizdeki yüzleşemediklerinizi vurur suratınıza 
aslında kendi bile size neyi düşündürdüğünün farkında olmadan..
Belki de anlattığı çok farklı şeylerden 
siz tutup anlamak istediğinizi çıkarırsınız.. 
düşünmek istemediklerinizin dışa vurumu da denebilir buna..

kızarsınız, ikileminize lanet edersiniz.. 
kendinize bile dürüst olmamakla suçlarsınız kendi kendinizi..
öyle bir şey işte..




Yazmak, benim rahatlama  biçimim..
kafamdaki çıkmazları şematize etmek gibi.. 
kimse anlamasa yahut saçmaladığımı düşünse bile 
birbirinin içinden geçen yolları gözümün önüne sermek gibi..
Her şey artık daha az karmaşık..
Bu gece uykum daha az tedirgin..





25 Mart 2013 Pazartesi



Saniyelerimin dakikalarımı takip edemediği bir sis bulutu..
Saatlerimin üzerine yağmur gibi çöken bir kasvet..
Dünüm yorgun,
Günüm sağanak yağışlı..

Kayboluşlarım ve
Ruhumu karanlık sokaklara hapseden bir yalnızlık..
Bedenimi boşluğa sürükleyen bir karamsarlık..

Malubiyetler..
Doğrusu yenilgilerime neden olan isteksizlikler..
Zorunlulukların doğurduğu bir sürükleniş,
Ve boş bir gülümseyiş..

Benliğini ve içindekileri bir çırpıda parçalayan hücreler gibi
Bir yok oluşa mahkûm ediyorum ben de kendimi
Fakat..!
Beceremiyorum..
Gidemeyişlerimden, ardımdaki vazgeçemeyişlerimden dolayı
Değişimler ekliyorum günüme
Aslında kimsenin farkında olmadığı..

Kelimelerim sarhoş, cümlelerim ıslak..
Ellerimde tarifsiz bir uyuşukluk
İçimde dinmek bilmeyen bir sessizlik
Gözlerimde bir perde,
Kulaklarımda uğultu..
Tek duyduğum rüzgârın o hırpalayıcı sesi
Ve beni bu andan tutup çıkartan
Saçımdan süzülen ufacık bir su tanesi..


27 Şubat 2013 Çarşamba

kötü film diye bir şey yoktur her filmden en az bir kare, tını yahut bir mimik kalır hafızamızda.. yarım yamalak ingilizcemle adını hiç bilmediğim film müziklerini kelime kelime aramak keyifli oluyor.. zorluğu onu daha da değerli kılıyor..


  - BLOOMİNGTON -

15 Şubat 2013 Cuma

empati

   içimdeki memleket hasretinden değil, önemsediğim birkaç insanı özlediğimden doğduğum yere gittim birkaç gün önce.. kafa dağıtmak, birkaç gün bu yoğunluktan uzaklaşmak iyi geldi gelmesine de dengesizlik yapıp işleri karıştırmakta üstüme yok.. insanların istemedikleri konuda dürüst olmam başımı ağrıtıyor, hala öğrenemedim bunu.. 

  çocukluktan yakın bir arkadaşımla görüştüm, seyrek görüşsek de eskilerde epey iyi olduğum sevdiğim biri kendisi.. özlemişim sohbet etmeyi, onunla vakit geçirmeyi.. yedik içtik neyse konu sevgili muhabbetlerine geldi.. her zamanki gibi olmadığını dile getiren kaçamak bir cevap verdim ve üstünü kapattım.. normalde çok umursamam ama bu kez bir düğüm gibi boğazıma oturdu yalan söylemek.. aklımdan da çıkmadı sonrasında.. ayrılma vakti geldi teyzemlerde kalmam gerektiği için.. tekrar görüşmeyi diledik zaten epey zaman önce bize gelme sözü vardı "okula dönmeden uğrarım ben de bu birkaç gün içinde" dedi ayrıldık.. ama "erkek değil kız arkadaşım var" diyememek dokundu bana..

  takıntılı biriyim ben bir şeylere takıldığımda saplanır kalırım.. bir kaç saat önce arkadaşım müsaitsem geleceği konusunda mesaj attı.. olur dedim saatte vs bütün detaylarda anlaştık gece dışarı çıkmak güzel olur dedik sonra olabilecekleri düşünmeye başladım.. bunu niye bilmiyorum ama zaman zaman yapıyorum.. gece dışarı çıkıp alkol aldığımızda bu konu tekrardan aklıma düşecek bir süre kendi kendimi yiyecektim sonra da büyük ihtimalle söyleyecektim.. ne yapacağını kestiremedim.. gülüp geçer miydi, ciddiye alır sorular mı sorardı yahut konuyu kapatıp ertesi gün hatırlamıyor gibi mi yapardı bir çok kişi gibi bilemedim.. geldiğine pişman olur mu sorusu belirdi birden aklımda ya alkolün etkisiyle benle gelmek istemezse diye abarttım durumu düşüncelerimde.. buraya gelmeden bilmeli diye düşündüm sonra belki gelmek istemez ve söyledim kendimce açıklayıcı bir mesajla..

  cevabın geciktiği her dakikada biraz daha geriliyordum sanki.. sonra saygı duyduğunu belirten biraz resmi bir mesaj aldım şaşırdığını, bu konu hakkında biraz düşünmesi gerektiğini söyleyen.. garip bir his oluştu içimde; gerginlik, önemsediğin insanı kaybetme korkusu, ne olacağı konusundaki merak.. ama adı pişmanlık değil.. insan niye kendinde olan bir şeyi dile getirdiği için pişmanlık duysun ki, duymalı mı? yalan söylemediği, arkasında durduğu için? onu kaybeder miyim bilmiyorum ama bazen kızıyorum kendime bu kafayla gidersen bir gün mutlaka bir yerde olacaktı, biri bu şekilde davranacaktı niye şaşırıyorsun diye.. ama kızamıyorum da aynı zamanda ortada bir suç yok çünkü, yanlış bir şey yok.. olan sadece alışılmışın dışında olan duygular.. alışılmışın dışında olması durumu yanlış mı kılar veya tepki verilmesi gereken bir durum haline getirebilir mi? olan bir şeyi gizlemek, diğer insanlar gibi rahat yaşayamamak yeterince dokunuyorken bir de üstüne yalanlar eklemek zorunda olmakten nefret ediyorum..

  gerginliğimden sanırım yine sarılıyorum kelimelere..

  "bazı durumlar vardır ki, her cümlesinde empatinin öneminden bahseden insana bile Allah göstermesin dedirtir.. fakat bu, kendimizde düşünmek dahi istemediğimiz bu durumların bazı insanların kendi seçimleri olmadığı gerçeğini değiştirmez.."

  toplum olarak empati yap veya kendini onun yerine koy cümleciklerini sık sık kullanırız.. eşcinsel olmayan kaç kişi eşcinsel gibi düşünebilir bilmiyorum ama geçseniz bir topluluğun karşısına diyelim ki eşcinselsiniz deseniz "allah göstermesin" gibi cevapları duyar gibiyim.. sözün özü yine işin içinden çıkamıyorum.. salt kaderci bir insan da değilim.. bu şekilde diğer durumdakine kıyasla o kadar mutluyum ki bu niye bu şekilde algılanamıyor anlamıyorum..

10 Şubat 2013 Pazar

Yeniden çocuk olsam, 
bir kız çizerdim bu kez buğulu cama.. 
dudakları olurdu incecik, 
saçları olurdu bukle bukle, 
belki hayalleri olurdu tozpembe..
fakat çocuk bile olsam,
dokunamazdım gözlerine..
buhardan da olsa
gözlerinden süzülecek damlalar oluşturabilme ihtimalimi
göze alamazdım çünkü..




31 Ocak 2013 Perşembe

   şu sıra aram ders çalışmak ve okulla epey kötü.. niye bilmiyorum ama hiç içimden gelmiyor.. ilk defa bu kadar dersten kaldım.. bütünlemeler ile uğraşıyorum sıcak yatağımda miskin miskin yatmak varken.. işin gerçeği uğraşmıyorum.. "yumurta kapıya dayanınca" derler halk arasında eskiden o mantıkla çalışan biriydim ama şuan onu bile yapmıyorum.. işten izin aldım bir kaç gün dinleneyim, daha çok da kalan iki sınavıma çalışayım diye.. iki gündür masanın başına oturup bir kez kalemi aldım elime, onda da yanımda duran iddaa kuponları dikkatimi çekti.. sınav döneminde normal zamanlarda uğramayan temizlik ve yemek yapma aşkı beliriyor içimde.. yağmurda ıslanmaktan nefret ettiğim halde şemsiyemi alıp yürüyüşlere çıkabiliyorum yahut senelerdir televizyondan ayrı kaldığım ve yokluğunu hissetmediğim halde televizyona kitlenip haberden tut en gereksiz dizilere, reklamlara kadar izleyebiliyorum.. yarını da bu şekilde geçireceğime eminim.. hiç olmazsa biraz olsun dinlendim, diye kendimi avutmaya çalışıyorum bir yandan ama nafile.. bu derslerin bütünlemesine girsem de kalacağım.. alttan dersim olmamasına ve başarılı sayılabilecek bir öğrenci olmama rağmen bu kez umutsuzum..

   iddaa kuponları demişken millet olarak hevesliyiz kolay yoldan para kazanmaya bu su götürmez bir gerçek.. iddaa bayiilerinin dolup taşması, milli piyango sıraları falan kanıtlıyor bunu.. belki de tek millet biz değilizdir bu konuda insanın doğasında vardır bu doyumsuzluk, daha fazlasını tek seferde isteme arzusu.. her neyse şu sıra bu olaya kendimi kaptırmış durumdayım.. mantıken düşünüyor kendimi dizginlemeye çalışıyorum bu tür paralar insanların hayatlarını mahvediyor diyorum -ki örnekler de çok- tamam ikna oldum diyorum bir bakıyorum yine bir şans oyununun başındayım.. eskiden böyle değildim sanırım insanların hayalleri artınca paraya sahip olma isteği daha mı artıyor? bir kupon olsa yüz milyarlık ben bunu istemiyorum diyen tek bir şahıs olmaz sanırım.. sadece yüz milyardan bahsediyorum trilyon ya da yüzlerce trilyondan değil.. para, insanın gözünü döndürebilecek kadar kötü şey.. 

   bu arada evde tek başıma kaldığım ikinci haftam.. başlarda sıkıldım ne yalan söyleyeyim günlerce izinsiz çalıştım, eve gelir gelmez yattım falan ama sanki şuan alıştım bu duruma.. arkadaşa mesaj çektim gelmeyin laan ben böyle iyiyim diye :D yalnızlığı severim aslında ama insan neye alışıyorsa aksi zor geliyor.. sanırım geldiklerinde de evde yalnız kalmayı özleyeceğim.. ev arkadaşlığı konusunda da bir arkadaşım ile problemim var hatta bu sadece benim problemim de değil diğer arkadaşım da benle aynı görüşte.. bazı şeyler vardır ne derler ona yazılı kurallar değildir yazılı olmasına ya da söylenmesine de gerek duyulmaz, herkes buna uyar.. öyle bir sorun bizimki de şimdiye kadar hep söylemek, uyarmak garip geldi çünkü düşünülmesi gereken şeylerdi ama artık çekilmez hale gelmeden bir şeyler yapılmalı.. sonumuz hayırlısı..

  haa bir de siz siz olun hastane yakınlarında ev sahibi olmayın, hatta kiracı da olmayın.. bir şey olur da hastaneye çabuk yetişirim diye düşünmeyin öleceğiniz varsa banyoda yığılır kalırsınız yahut koltukta.. onun dışında bozulan psikolojinizle kalakalıyorsunuz biraz olsun duyarlı bir insansanız.. yazıyı uzatıp konuyu dağıtmadan bir son vermeli.. büyüklerin ellerinden, küçüklerin.. saygılar..

  bir türlü diye gelmeyen o kelime de "etik" olmalı.. epey zorladı beni..

18 Ocak 2013 Cuma


kendi iç savaşlarında galip gelmiş, kendini bulmuş bir kadın; karşılaştığı her engelin bir gün mutlaka üstesinden gelecektir..

   dövme yaptırdım, iki ayı geçiyor sanırım yazmak bu güne kısmet oldu.. dövmede sürekli karşılaşılan bir durum vardır yaptırırsın herkes ne anlama geldiğini sorar veya yaptırmak istersin ama aynı zamanda da senin için bir anlam ifade etmesini istersin falan.. 

   kadınlar her zaman önemli olmuştur benim için.. güçlü, ayaklarının üzerinde durabilen, zorlukların üstesinden gelebilen kadınları gerçekten severim.. sanırım hep de öyle olmaya çalışmışımdır.. ikincisi de nasıl anlatayım dövme yaptırma düşüncesi olan bir insan değilken dövme yaptırmaya karar vermemin sebebinin bir kadın olması (insanın sevgilisinin dövme yapıyor olması farklı bir duygu).. sevgilimden kalıcı bir şeyler taşımak istiyor olmam vücudumda.. salakça geliyor olabilir kulağa.. eskiden sevgilisinin ismini dövme yaptıranları ne kadar aptal bulurdum ki hala buluyorum ama bu bir isim değil.. ki yaşanmışlıkların sonuna gelinmiş olsa bile o insana her zaman saygı duymaya çalışırım.. duyulmasa bile anılar hep bir  yerlerde oluyor, hayatlarımızdaki izlerini inkar edemeyiz.. bunun da böyle bir şey olduğunu düşünüyorum ve bu izi hayatımın sonuna kadar severek taşıyacağım.. sonuç olarak dövmemi çok sevdim hatta itiraf ediyorum ki bazen "kızım" diye hitaplarda bulunuyorum, konuşuyorum.. 

   hayat şu sıralar O yanımda olmadığında beni günden güne dibe çekiyor.. O varken her şey o kadar güzel ki.. gerçekten garip bir şeysin.. 


17 Ocak 2013 Perşembe

sağım solum önüm arkam ölüm!

 kolay ölüm diye bir şey var mı yahut hiç olmazsa acı çekmeden ölünebiliyor mu bilmiyorum ama bir şey biliyorum ki ölen kişi ister bir evsiz olsun, ister ünlü bir haber spikeri sevdikleri için hiç bir şey kolay olmuyor.. ismini ölümle aynı cümle içerisinde kurmak bile.. 

  mekanın cennet olsun BİRAND..

1 Ocak 2013 Salı

   alkol alıp bilinçsizce davranılan, müziğe kendini kaptırıp ertesi gün yaptıklarının hatırlamak istenmediği eğlence anlayışları eğlenmek olarak gelmiyor şu sıra bana.. zaman zaman yapmıyor değilim ama sanırım artık ne yaptığımı daha iyi biliyorum..

   iki bin on üçe sıradan sayılabilecek bir şekilde -tek gecelik de olsa evimmiş gibi hissettiğim bir otel odasında- sevdiğim kadınla mutlu ve huzurlu bir şekilde girdim.. parti havası yoktu, geri sayım da.. diğer gecelerden pek farklı da sayılmaz ayrıca.. partiye nerede katılsam endişesi yoktu veya ne giysem.. sanırım benim istediğim de buydu.. bazen sıradanlıkta huzur bulduğumu fark ediyorum acaba bu da benim bir farkım mı diye düşünmeden edemiyorum.. sonuç olarak en huzurlu olduğum yılbaşı gecesiydi..

   arkasından elini şaklatsan çığlığı basacak kadar korkan kız arkadaşımı korku filmine soktum bugün.. filmin ismi gözüme çarpınca ve de izlemeye değer başka film olmayınca bunu izlesek olur mu dedim.. tereddüt etmesine rağmen kıramadı beni ve kabul etti.. toplamda üç tane bile korku filmi izlemediğini söyleyince şaka yaptığını sanmıştım, salonda ciddi olduğunu anladım.. allahtan güçlü bir ses sistemi vardı..! filme gelince türklerin korku filmi [Dönüşüm:HTR2B] yapamadığına bir kez daha kanaat getirdim.. 

   an olarak değerlendirildiğinde mutsuz olmam için hiçbir sebep yok ancak ben bugün biraz durgunum nedeni sanırım yakın gelecekte olacakları görür gibi olmam ve olacaklardan endişe duymam.. geleceği düşünmeden mi yaşamalı diyorum bazen.. bazen de oturup karamsara bağlayacağına kalk ve sonucu iyileştirmek adına bir şeyler yap diyorum kendime.. bir şeyler yapmak için o gücü kendimde bulamıyorum, kendimi yorgun hissediyorum..