19 Kasım 2015 Perşembe

Help pls.

Birkaç gündür giremediğimin farkında bile değildim epey olmuş yazmayalı.. yoğun işadamı tribi yapacak değilim ama okul, dershane ve dahası bir de öğrenciler derken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum ve neredeyse tek vaktim ulaşım araçlarındaki oturduğum ya da dikilmek zorunda kaldığım an.. fiziksel yorgunluk neyse de kafamı birkaç gündür kurcalayan başka bir şey var ve sanırım yardıma, tavsiyelere ve farklı bakış açılarına ihtiyacım var..

Şimdi.. ders verdiğim öğrenciler genellikle zeka ve anlama kapasitesi olarak belirli seviyenin üzerindeki çocuklardı yani ben detayıyla hiç bir şeyi atlamadan anlatırdım birlikte soru çözerdik, biraz o dersle vakit geçirmesi için oyun haline getirmeye çalışırdım hazırladığım ödevleri hem eğlenip hem de yapabiliyor hale gelirlerdi sonuçta olumlu olurdu.. çocuklarla kolay iletişim kurabildiğim için de çekingenlik gibi bir sorun olmazdı..

Neyse.. bu seferki çocuklarımdan biri fazla çekingen, neredeyse hiç konuşmayan ve soru sorduğunda yapabilse kendini içeri sokup kazağı ile kafasını örtecek bir çocuk.. bir kaç gün sonra sadece bana değil herkese karşı olduğunu gördüm hatta annesine ve akrabalarına bile.. bir hafta içinde bana biraz alıştı artık ufak ufak konuşmaya başladı.. matematik konusunda dahi olmayacak bir çocuk olduğunun farkındayım ailesinin ve benim amacım mümkün olduğunca iyi hale getirmek başlarda biraz zorlandım.
"Birler basamağı, onlar basamağı, yüzler basamağı" diye gösterip hangisi onlar basamağı diye sorduğumda cevap vermeyen hadi göster bakalım dediğimde gösteremeyen bir çocuktu.. bir şekilde daha basitten alarak daha çok tekrar yaparak başlangıçta  basit sorular sorup yapabildiğini ona göstererek başladım doğruyu söyledikçe daha çok derse katılmaya başladı.. sınav öncesi de epey çalıştık yanı sorduğum soruların %70 ine doğru cevap verebilir hale geldi yapamadıklarının ne olduğunu tekrardan anlattım ve okula yani sınava gitti.

Sınavdan gelen sonuç 34'tü. Sınavdaki cevap kağıdına baktığımda neredeyse sorduğum soruların aynısıydı.. yani dar açının altına dar açı diye yazabilen çocuk sınavda gidip geniş açı yazmış.. heyecan mı? Soruyu okumamaktan mı? Karıştırmak mı? Neden bilmiyorum. Anlam veremedim. Bazı sorular genelde olumsuz sorulmuştu "hangisinden kare oluşturulamaz" gibi.. o olumsuzluğa dikkat etmeyip ilk şık olan kareprizmayı işaretlemiş hadi bunu bir derece anlıyorum..

Sınavdan 34 aldığını söylediğinde ağlamak üzereydi.. üzülmemesini ve çalışıp düzeltebileceğini söyledim. Höt desem ağlayacaktı öyle görünce daha bir üzüldüm.. gel bakalım yanlışlarına dedim.. bu neydi "dar açı" doğrusunu biliyordu.. neden o an öyle yazdın kafan mı karıştı dedim cevap yok. 

Cevap olmaması en çok beni üzen ben bunu bilmiyorum.. anlamadım dese 10 kez anlatırım üşenmeden.. ama böyle anlayamıyorum ve ne yapabiliriz onu da bilmiyorum.. kelime kötü olacak biliyorum ama ezik bir çocuk.. acaba ailesinde kötü davranan mı var diye düşündüm ilk ama annesi öyle biri değil gördüğüm kadarıyla.. sanırım çocuğa araba çarpmış küçükken.. konuşamamış uzun süre.. sanki hala için için korkuyor gibi..

böyle olunca ilk bırakmayı düşündüm dersi faydalı olamadığımı düşündüm ama sonra biraz daha düşündüğümde bırakırsam çocuğa ne olacak dedim.. annesine dilerse başka bir öğretmen bakabilirsiniz dedim. Sizde bir problem olduğunu düşünmüyorum dedi.. neleri değiştirelim dedim sonra düşündüm ödev vermeyen bir öğretmenim.. zaten okuldaki öğretmenlerin ödevlerini zor bitiriyor bir de ben verirsem ne zaman çocuk olacak diye düşünüyordum hep.. ama bu çocuk gördüğüm kadarıyla ezber yönü kuvvetli olan biri.. matematikte her ne kadar ezberi sevmesem de her gün biraz soru verirsem bilgi sürekli canlı kalır diye düşündüm. Ve verdiğim soruları kendisi yapması konusunda tembihledim çocuğu ve annesini.. hiç olmazsa yaptığı
 yanlışları görebilir ve sınav öncesinde düzeltebilirim diye umuyorum.. çocuğu açmak ve geliştirmek adına ne yapabilirim bilmiyorum bu konuda tavsiyeleri seve seve dinlerim.. şimdilik bu kadar.. bu arada öğrencimiz kız ve 3.sınıf öğrencisi..

5 Kasım 2015 Perşembe

Büyü..

90 li yıllarda doğmuş çocuklardan biriyim.. babam belki de bize zarar gelmesinden korkarak ya da belki de ilgisi olmadığından bu konularda konuşmazdı.. yaşıtlarım gibi seksenli yılları çok iyi bilerek büyümedim o yüzden, siyasî olaylardan da çok anlamam.. ama bugün tv de sabah haberlerini dinlerken bir şiirin birkaç satırını duydum, olduğum yerde durdum.. bir insan bu kadar güzel dizeleri nasıl yazar.. 

"Seni sevdim, 
 Seni birdenbire değil usul usul sevdim. "

Kim bu dizelerin sahibi dedim ve sonra alttan kısık sesli bir müzik çalmaya başladı..
Dizeler bu kez önceki gibi aşk, sevgi değil acı doluydu..


"Büyü de baban sana,
 Büyü de büyü
 Baskılar, işkenceler,
 Kelepçeler, gözaltılar,
 Zindanlar alacak

 Büyü de baban sana,
 Büyü de büyü
 Büyüyüp de on yedine geldiğinde,
 Baban sana idamlar alacak"

Gerçekten bu sözler nasıl yazılabilir dedim, hangi ruh haliyle.. ve bu kadar dokunaklı sözcükler kullanan birini bu yaşıma kadar duymamış olmama üzüldüm.. dedim ya siyasi olayları pek bilmem öyle eskilerin deyimiyle anarşik bir yapım yok ama bu "hayat" dedim kendi kendime bu o dönemin yaşananları..

Ben öldüğü günden bir gün sonra tanıştım Gülten Akın ile.. hayatta keşkelerim yoktur diyenlerden değilim, keşke daha erken olsaydı.. ama avunacağım bir şey var o da buram buram gerçeklik kokan eserleri..

Allah Rahmet Eylesin..

26 Ekim 2015 Pazartesi

Sen 1'din
Ben sadece sana bölündüm
Ve ben sadece "sende" kendim kaldım..

18 Ekim 2015 Pazar

Anne olmak bazen..


   Bileniniz, okuyanınız mutlaka vardır ben birkaç gün önce karşılaştım. Doğruluğu hakkında bir bilgim yok ama doğru olmasa bile eminim böyle eli öpülesi kadınlar vardır, etkilendim ve o yüzden paylaşmadan edemedim..

  ALINTIDIR.
***************
   Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi” dedi. annesi kağıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu. ‘’oğlunuz bir dahi. bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. lütfen onu kendiniz eğitin.’’
aradan uzun yıllar geçtikten sonra edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt buldu ve alıp açtı. kağıtta ‘oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz...’ yazılıydı. edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı
thomas alva edison; kahraman bir anne tarafından, yüz yılındahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.

***************
  Birkaç gündür yazıdan etkilendiğimden midir bilinmez (algıda seçicilik) sürekli bunun aksi olan olaylarla karşılaşıyorum.. mesela "oğlumda dikkat dağınıklığı var, psikoloğa götürüyorum" diyor bir anne bağıra bağıra ben görevimi yapıyorum diyor vücut dili ama yaptığı yanlış bunu çocuğun yanında sürekli dile getirmesi.. sadece benim yanımda bile 2-3 kez yapıyor.. çocuğun oturma pozisyonunda - ben gerizekalıyım galiba- ezikliğini görüyorum.. ulan demek istiyorum senin dikkatin dağılmaz mıydı hiç hoca üslü sayının bilmem nesini çarparken bebeklerine ya da arkadaşlarınla oyun oynayacağına dalmaz mıydın.. sen niye bir bok olamadın da çeneni tutmayı beceremiyorsun diyemiyorum.. "ilgilenmeniz güzel ama daha yaşı çok küçük çok yüklenmemek gerek" diyebiliyorum..

   Yine başka bir veli engelli olan bir çocuğu için bu muameleyi yapıyor benim ve diğer çocuğunun yanında.. aklım diğer çocuk ne düşünüyor a gidiyor.. acaba annesine kızıp nefret mi duyuyor yoksa o da annesi gibi o çocuğa saygı duymayarak yaşamayı mı öğreniyor..

  Ben bir anne değilim.. belki bir anne olmadığım ya da o durumu bire bir yaşamadığım için dışarıdan bakmak kolaydır yaşamak yorucu olabiliyordur.. belki dışarıdan gördüğümden çok daha iyi annedirler.. ama ben çocuklara kıyamıyorum.. küçük yaşta bile olsa onlara bir birey gibi davranılması gerektiğini düşünüyorum.. önce kendiniz saygı duymalı ve ona inanmalısınız ki başkaları saygı duysun..

  Tıpkı hikayedeki kahraman anne gibi önce siz inanmalısınız ki o da kendine inansın.. çünkü biliyorsunuz ki çocuklar alışkanlıklarını ve davranışlarını öğrenirler.. sonradan başınızı vurmanın hiçbir anlamı yoktur..

  Büyük laflar edip haddimi aştıysam affola..


  Sevgilerimle..

14 Ekim 2015 Çarşamba

dünlük..

Yine bir çok can sıkıcı şey yaşandı ülkede.. elim gitmiyor yazmaya canını acıtıyor insanın yinelemek kayıpları.. kendimi hayatın akışına bırakıp günlüğümsü bir şeyler karalayacağım.. 

Hep bir şeylere koşuşturan biri oldum, hep koşuşturmacalarla hayatı son anda yakalayan.. bu yıl da böyle olmasın dedim yorucu oluyor çünkü.. dersanedeki öğretmenlik hayatıma bu yıl devam etmeme kararı aldım, sadece kendi okuluma odaklanacaktım. Geçen yıl özel ders verdiğim bir öğrencimin annesi aradı liseye yeni başlayan ufaklığın matematikte zorlanacağını söyledi, programına uyarsa bu yıl da gelmeni istiyoruz E... başkasını istemiyor dedi o kadar sıcak konuştu ki insan nasıl kıyar da gelmem der. Beni bu kadar benimsediklerinin farkında değildim gidip yüzyüze görüştüm ve aile ortamında hissettim sanki kendimi :) o bu derken bir veli daha aradı onunla da görüştüm oğlan o kadar kötü ki ingilizcede bu yıl teog a girecek ve nasıl ilerleyecek bilmiyorum başkası sıfırdan bu kadar uğraşır mı onu da bilmiyorum.. kabul ettim ben galiba duygusal bakıyorum biraz bu işe.. bir kaç gün sonra oğlanın annesi de aradı tekrar çocuk sevmiş beni matematiği de senden almak istiyoruz dedi. Bunları kendimi övmek için yazmıyorum sadece eskiden asosyal, insanlarla iletişim kuramayan biri olarak tanımlardım kendimi şimdi kendimdeki bu değişime şaşırıyorum.. gelmek istediğim nokta artık konuşturmak istemiyorum mesajıyla başlamıştım yazıya şimdiden kendimi ayakkabılarımı bağlamam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Haftada 5 özel dersim oldu şimdiden, kulağa az geliyor biliyorum ama öğrencilerin evlerine gittiğim için gitgeller epey zaman kaybettiriyor.. ve dahası yapacaklarım bununla sınırlı değil.. 

İki yıl önce kpss sınavına girdim, son 20 gün falan biraz coğrafyaya bakmıştım son dk ya kalınca milletin heyecanına kapıldım herkes çalışınca çalışmak zorunda hissettim sanırım kendimi.. çalışmadan girdim geyiği yapmıyorum her öğrenci söyler bunu çalışmamıştım falan diye sinir bozucu.. ama benim çalışmamak için sebebim vardı 5 sene okuyup -mühendis- olup devlette evrak işi yapmak istemiyordum. İhalelere katılıp hangi hastanenin cihaza ihtiyacı olduğunu not etmek ya da cihaz bozulunca cihazın satın alındığı firmaya mail atmak istemiyordum, çünkü mühendisliğe bunun için girmemiştim.. türkiye de mühendislik diye bir şey yok diyen vardır belki.. belki yeni mi farkına vardır diyen falan.. farkındaydım belki ama 1 yıllık mezun biri olarak buna hiç inanmak istemedim.. kendimi geliştirebilirim umudunu bir tek yüksek lisansta gördüm bu yüzden başladım ama böyle de olmuyor.. kaç sene daha okuyabilirim hiç çalışmadan.. yüksek bitti diyelim doktoraya devam ederken ne olacak? Çalışmak gerek tribine girdim bu sebepten.. özel sektör ayrı bir alem.. bu yüzden bu yıl kpss sınavına gireceğim daha bir ciddiyetle.. devlette çalışırken yükseğe devam etmek daha kolay olabilir diye düşünüyorum.. alımlar yüksek puanla oluyor geçen seneki 71 puanımla bir yere atanamayacağımı anladığımdan bu yıl dershaneye başladım.. hafta sonlarım da orada geçecek hatta hafta içi de çalışmam gerekecek tarih, vatandaşlık falan bu derslere çok uzak kaldığım için.. ne kadar da uzattım değil mi alt tarafı dershaneye başladığımı söyleyecektim..

Okula gelince 3.haftada olmamıza rağmen birkaç gündür başladı.. bu biraz canımı sıktı şimdiden sanki her şeyi ben yapmak zorundaymışım gibi geliyor çünkü ders anlatan hoca yok denecek kadar az.. bir ödevim var ve yarın sunum yapacağım. Çalışmam hala hazır değil çünkü literatür taramasında boğulmuş durumdayım. Şimdiye kadar hiç ingilizce kaynak kullanmıyorduk bu benim ayıbım mı yoksa önceki üniversitemin mi bilmiyorum ama şuan ki çalışmamda türkçe kaynak yok ve önce bilmediğim bir şeyi yabancı kaynaklarda bulmam, anlamam ve anlatabileceğim forma dönüştürmem gerekiyor.. bense hayattan bezmiş gibiyim.. 

Umarım bu ruh halini en kısa zamanda üzerimden atabilirim.. şimdilik bu kadar..
Sevgiyle kal..

25 Eylül 2015 Cuma


Tatlı bir koşuşturmaca, yoğun bir telaş..
Uğultuya dönüşen bağırışları kimse duymazmış gibi..
Yüzler yorgun, bakışlar uykulu..
Gideceği yere bir an önce kavuşmak ister gibi..

Yollar hiç bitmezmis gibi..
Sanki gidenler dönmezmiş gibi..
Rengi solmuş bir tablo misali..
Yine bir otobus terminali..



22 Eylül 2015 Salı

birikim

En çok konuşamadıklarımı konuşmaya başladığımda anlarım ben ne kadar dolduğumu.. 
konuştukça konuşur kusarım tüm içimdekileri.. 

bazen kendi konuştuklarım bile rahatsız ederken beni buna sebep olanların niye hayatımda olduğunu düşünür dururum.. 

bazen de niye bu insana bu kadar konuşuyorum derim.. 
dinleyen insanla anlayan insanın farklı olduğunu bilirim aslında..

Aslında ben hep içime susarım..
Sustukça susar birikir sustuklarım..

19 Eylül 2015 Cumartesi

Bulutlar diyorum, çok güzeller..

   Kırsal kesimde geçti çocukluğum.. ne zaman fırsat bulsam kendimi dağa bayıra atar çimlerin üzerine yatar bulutları seyrederdim.. mavi gökyüzündeki o bembeyaz pamuk yığınları bir farklı hissettirirdi beni.. sanki dünyadan soyutlanmışım gibi izlerdim saatlerce.. bazen düşünmek için bazense göz yaşlarımı akıtıp rahatlamak için o çocuk halimle.. günler aylar geçse de bulut tutkum geçmedi.. fotoğraflarımda en güzel kareler yine bulutlarla kaplı olanlardı.. kimi zaman kasvetli, kimi zamansa ışıl ışıl.. 

   Dünkü uçak yolculuğumda bir heyecan vardı üstümde.. korktuğumdan değil bulutlara yaklaşma telaşıydı sanırım.. her gülümsediğimde yanımdakilerin anlayamayan bakışlarını hissetsem de umursamadim.. izledim uzun uzun.. bulutların altımızda koyun sürüsünü andıran haline gülümsedim en çok da.. ulaşılmaz olduklarını düşünürdüm çünkü çocukluğumda.. bir de içinden geçilemeyecek kadar yoğun ve plastik gibi bir şey sanıyordum sanırım.. 

   Garip şekilde mutlu ediciydi.. ilk değildi ve sanırım son da olmayacaktı..

   # benim bulutlarım #









7 Eylül 2015 Pazartesi

Acı..

   eğer vücudunuzdan bir yara aldıysanız aynı bölgeden ikinci kez yara almak eskisinden daha çok acıtır canınızı.. ölümün de böyle bir şey olduğunu düşünüyorum.. biri öldüğünde yanınızda size destek olan birileri olur mutlaka fakat eğer kayıp vermemiş biriyse sizi anlayabileceğini, içinde hissedebileceğine inanmıyorum.. aksine canından can kopmuş biriyse karşınızdaki konuşmasına gerek dahi yoktur.. gözlerinde görebilirsiniz acıyı, ölümü.. bu acıyı yaşayan insanların bu histen kurtulabildiğini de sanmıyorum her ne kadar zaman geçerse geçsin.. yara benzetmem bu yüzdendir.. ölüm kelimesi bile canının yanmasına yeter.. gözleri dolmuş birini görmek yerle bir eder hiç tanımadığı biri olsa bile..

   ben ne zaman bir ölüm haberi duysam duymamış gibi yapmaya çalışırım o yüzden.. güçlüyüm ben havalarında olduğumdan değil kendimi tekrardan darmadağın görürsem toparlanamamaktan korktuğum için belki de.. ama hepsi o kadar üst üste geliyor ki kendime engel olamıyor düşünmeden edemiyorum..

   küçücük bir çocuğun cansız bedeni sahile vuruyor.. nasıl olur diyorum ne işi olur onun bot üzerinde.. parka gitmek istiyorum demeliydi.. kaydıraktan kaymalı, gülücükler saçmalıydı etrafına.. kanıma dokunuyor.. 

   19-20 yaşlarındaki evlatların tabutlarda değil analarının kucaklarında yatmalıydı kucaklarında evet.. o yaşta bile olsa saçlarını sevmek, kokusunu içine çekmek ister bir anne toprağa vermek değil.. kim, ne dindirecek bu anaların acısını.. hiç bir şey dindiremeyecek biliyorum.. ölene kadar içlerinde hissedecekler her an, her gün, her yıl, her bayram.. tabii acılarını yaşayabilirlerse.. bir de o var, zalimce sarf edilen kelimelere maruz kalmazlarsa, tekmelenmezlerse..

   en çok da neye içim acıyor biliyor musun.. yeni evlenmiş, çocuğu yeni doğmuş şehit aileleri var ya.. o çocukların baba figürünün hayatlarında olmayışına.. kız ya da erkek olsun baba güvendir ya hani hiç bir zaman kavga ettiklerinde arkalarında duracak bir babaları olamayacak, olmayı bırak bu duyguyu bile bilemeyecekler.. bir de durumu anlayamayacak kadar küçük yaştayken annesinin bunu anlatamayacak olmasına.. anlatabilecek kelimeler yok çünkü.. ne uğruna? kim için? vatan? millet?

   hiç sanmıyorum..
   
   duymak istemiyorum evet.. boş yere yitip giden canlara yanıyor içim.. ailelere sarılıp ağlayacak kadar güçlü değilim çünkü.. çünkü kimsenin acısını dindiremeyeceğimi biliyorum.. buna sebep olanlara engel olamayacağımı da biliyorum.. tek yapabildiğim buna sebep olanların fazlasını yaşamadan ölmemeleri için dua etmek.. gerçi bunu da becerebildiğimden emin değilim..



31 Ağustos 2015 Pazartesi

bazen avaz avaz bağırmak istersin, sesin çıkmaz..
bazen de konuştuğunu sanırsın ama öfkene yenik düşmüşsündür
bakarsın kırık dökük her şey..
kendinden nefret edersin, 
ana avrat küfretmek istersin diline, o bile yetmez..
yüreğin iki taş arasına konup eziliyor sanırsın,
öyle canın yanar..
söküp atmak istersin içinden, başaramazsın..



30 Ağustos 2015 Pazar

Yaklaşık bir ay önce falandı.. arkadaşım evde kanallarda zaplarken kim milyoner olmak ister yarışmasına takıldı.. herkes arasında geçmiş olacağını düşündüğüm "sen 60 bin alırsın, ben 125 bin e çıkarım, bana 15 bin de yeter ( bu yetinmeyi bilen kişilik ben oluyorum ), zaten jokerlerle kesin 15 bin alınır" dıydı konuşmalardan sonra "kendine güveniyorsan form doldurayım senin için" dedim kabul edince o söyledi ben doldurdum.. sayfayı kapatmıştım ki kendim için de doldurayım dedim. Öyle her konuda her şeyi bilen tiplerden değilimdir ama şu lanet gazetede okuduğum -başak burçları şanslı bir döneme giriyor, her fırsatı değerlendirmeli..!- kehanetten de kurtulamadım, doldurdum. 

Ayın yirmi altısı falandı bir numara aramış duymamışım her zaman olduğu gibi 085..... şeklinde bir numara. Ulan finans bank yine mi falan diye biraz sövdükten sonra umursamadım. Boyaya devam ettim ( bu arada yıllardır kapı paslanmış halledersin sen, sandalyeler eskimiş bi boya atsan canavar gibi olur tarzda cümlelerle kullanılıyor sanatçı ruhum ) sonra bir ara baktım yine o numara.. dedim yoksa ttnet falan mı? yıllardır hepsi o kadar bıktırdı ki o tarz özel numaraları açasım yok.. bu seferlik bakayım dedim aradım, kim milyoner olmak ister bilmem ne dedi telesekreter gerisini duymadım.. bunlar beni aradı dedim arkadaşa.. benden daha çok heyecanlandı, beni niye aramadılardan çok, niye duymadınlar, şansını kesin kaybettinler, iki kere aramışlar daha da aramazlar havada uçuştu.. :) napiim aramazlarsa yapacak bir şey yok dedim. Sonra o numarayı bir kez daha aradım geri dönüş yapılsın gibi bir mesaj bıraktım. Boyaya döndüm.. onlar aradılar ben yine duymadım :) yine mesaj şeysi bıraktım.. 

ertesi gün yds denemesi çözüyordum süreyle, tel masamdaydı alarm vs için.. tekrar arandım, bu kez açtım. Kendinden emin sese sahip bir abla konuşmaya başladı.. kim milyoner olmak ister bilmem ne falan diye.. 1 eylülde 1.mülakat için gelebilir misiniz diye sordu öyle kibar sorunca şansımı zorlayarak daha ileri bir tarih olabilir mi diye sordum, olmaz! Cevap gayet netti :) tamam dedim adresi verdi vs kapattık. Sonra kafama dank etti 1. Mülakat.. bunda kaç mülakat varmış ki dedim, neymiş ne değilmiş bir araştırdık.. hatta epey araştırdık ve karşımda hiç beklemediğim bir Atv yarışmasıyla karşılaştım.. 1. Aşamada bilgi ölçen bir test sınavı ve mülakat gerçekleşiyormuş. Test sınavında çok başarılı olmak gerekmiyormuş muhtemelen sizi ters köşe yapmak, hangi konularda eksik olduğunuzu öğrenmek için yapılıyor bu sınav.. asıl önemli olan mülakat ve bir çok kişinin umutlarıyla oynandığı.. çünkü bir çok kanal gibi amaçları reyting.. uçuk bir tipiniz varsa veya yüksek bir eğitiminiz olup da mal gibi davranırsanız kesin seçilirsiniz diyordu yorum yapanlardan biri.. işin bu boyutuna kadar hala gitsem mi diyordum sonra ikinci mülakatı geçip yarışmacı adayı olup sıra gelmedi diye üç gün çekimlere katılıp karım benden daha çok ekranda göründü diyen adama gülmeden edemedim :) ikinci mülakatı geçmek bile yarışacaksınız anlamına gelmiyor.. sonrasında yarışmacı olup para ödülü kazanıp paralarını alamayan kişilerin haberlerini okudum. Üstelik para alabilmeniz için bu evrakları yaptırmanız gerek diyerek henüz almadan paramı aldım diye evrak imzalayıp bu yarışmayla ilgili hiçbir yerde konuşmayacağım, hukuki girişimde bulunursam tazminat ödemeyi kabul ediyorum tarzında maddeler içeren evraklar.. yarışmanın o pembe büyüsü gözümde kayboldu.. ben paramı aldım diyen 1 kişiye rastlamadım, umarım vardır.. bu kim milyoner olmak ister e katılan bir simitçinin hikayesi..

http://www.sondevir.com/gundem/128316/kim-milyoner-olmak-isterde-yarisan-pisman-oluyor

Not: Seni de şikayet sitesine çevirdim kusura bakma blog.. unutmadan herkesin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.. 

15 Ağustos 2015 Cumartesi

istanbul gelişim üniversitesi

Selam blog. Bu gece yine biraz sayfalarını karıştırdım memleketimden insan manzaraları falan.. biraz da uykusuz kaldım gündüz uyuduğumdan.. gündüz uyuma alşkanlığım pek yoktur aslında ama denizde çok yormuşum kendimi eve geldiğimde ayağımı uzatmaktan uyku aşamasına nasıl geçtim bilmiyorum neyse konumuz bu değil.. hazır vakit bulmuşken şu ertelediğim yazıyı yazmak istiyorum.. amaç ileride (önemli anları dönüp okuyorum) ders çıkartmak, şükretmek.. adına her ne denirse bir de okuyan birilerine bir şey yapmak işte bilgi vermek denmez sanırım. Bir özel üniversiteyi çok pis karalayacağım ama reklamın iyisi kötüsü olmaz bundan da pirim yaparlar diye korkuyorum :) bugün gevezeyim anlaşıldı ama artık başlayayım..

Geçenlerde memlekete gitme planları yaptığım sırada istanbulda bir özel üniversitede (İstanbul Gelişim Üniversitesi olur kendisi) biyomedikal mühendisliğinden mezun olan sağlık yüksek okulunda öğretim elemanı aradıklarına dair bir ilan çarptı gözüme.. heyecanlandım bir an.. istediğim bir şeydi ve özel olsa da olurdu.. hemen evraklarımı hazırlayıp gönderdim nasılsa tekirdağ a gideceğim hiç olmazsa bir bakarım deneyim olur gibisinden.. evrak kısmında bir ton sorun yaşadım ki bu kısmı hiç saymıyorum. Mng kargonun evrağımı teslim etmediğini söylediler, mng kargo teslim alan kişinin adını verdi üniversite öyle birinin çalışmadığını söyledi falan tam delirmelik bir durumdu.. o kadar evrağı tekrar toparlayıp gönderdiğim gün kadının biri aradı hocam size evrak geldi ama odanızı bulamıyorum falan diye.. sabır dedim belki işe yeni başlamıştır falan diyerek kendimi teselli ettim.. sonra ön eleme sonuçlarının açıklanmasını bekledim bir ton.. ve tam beklediğime değdi dedim çünkü biyomedikal teknolojiler alanında başvuran kişilerden ön elemeyi geçen sadece bendim bu da mülakatta rakibim olmayacağı anlamına geliyordu ve bu bir çok insan için süper bir şeydi.. peki benim için süper miydi? Dedim ya içime bir kurt düştü.. şu evrak işlerinden bile anlaşılıyordu düzensizlik falan..  ilk başta öylesine başvurmuştum ki ben oldum yani izmirdeydim yüksek lisansim vardı her şeyden önemlisi eve çıkmıştım ve yaptığım onca fedakarlığı elimin tersiyle yıkıp aynı şeyleri tekrar mı yaşayacaktım. Duygusallaşma dedim kendime yüksek lisansı taşıyabilmenin bir yolunu bulursun, tecrübe vs iyidir hem iş bu sonuçta çalışınca bu kadar zor olmaz falan.. sanki kabul edilmişim de işe başlayacakmışım gibi avutuyordum kendimi.. alınmış sayılmaz mıydım ki tek kişiydim, yazılı sınavda bilgime güveniyordum ve mülakat gibi şeylerde içimden tanımadığım öz güvende biri çıkıp bu işleri kıvırıyordu falan.. içimi rahatlatamadım.. açayım interneti kimmiş neymiş bu Gelişim Üniversitesi dedim.. ilk başta kendi sitesinden başladım vizyon misyon bilmem ne.. kanmayın sevgili arkadaşlarım kimse ben böyle böyleyim demez kendi sayfasında.. sonra forumlara baktım bu konularda iyi oluyorlar insanlar deneyimlerini paylaşıyor falan severim.. vay anasını insan bir tane iyi yorum göremez mi.. ya bırak dedim insanlar bir şeye kızdı mıydı karalamayı çok sever sanki sen sayıp sövmedin mi kendi okuluna dedim içimi rahatlattım ohh mis.. ertesi gün ist e gittim..

Yazılı sınavın istanbul gelişim üniversitesi yüksekokulunda olacağı yazıyordu ön değerlendirme sonucunda.. başvuruyu sağlık hizmetleri bilmem nesine yapmıştık bu fark gözümden kaçmadı belki farklı yerlerdir diye erken çıktım ulaştığımda danışma ya da güvenlik olan kişiye sordum emin olmak için neme lazım emin olmak lazımdı.. sonra sınav saati geldi üst kata çıktık kağıtlara bakıyorum benim sınıfım hangisi diye bölümümün ismi yok..! Elinde kağıtlar olan bayana sordum belki henüz yapıştırmamıştır diye aldığım cevap şaka gibi.. "o bölüm sağlık hizmetlerinde.." benden sonra bir bayana daha aynı cevabı verdi kadın.. şaşkınlıkla aşağıdaki görevlinin yanına indik o sıra 7-8 kişi olduk adama burda dedin dedik diyorlar bölümünüzü söylemediniz ki diyor ısrar ediyorlar ön değerlendirme kağıdında burası yazıyor diye ki ben de eminim yazdığından.. ama uzatmanın anlamı yok ne yapabiliriz dedim aradı adam neyse ki bekleme nezaketinde bulunacaklarmış.. taksiye binsen iki üst geçitten geçmen gerek yoksa yol çok uzayacak taksi hemen gelecek mi orası ayrı bir dert ayrıca 8-9 kişiyiz falan fistan.. görmüştüm, ileride değil mi dedim evet yürüyerek on beş dk sürebilir dedi çıktım o an sonra arkamdan gelenler de oldu taksi gerçekten mantıklı değildi güzergah açısından belki bilenler vardır.. üzerimde ceket altımda gömlek ter su içinde kaldım yazılı sınava yetiştik neyse ki.. sorularla karşılaştığımda ayrıca şaşırdım.. kalibrasyon nedir? Hangi medikal cihazlara kalibrasyon yapılır? Ne sıklıkta yapılır? Çok basit denecek sorulardı ya eleyecekleri kişi yok diye kasmadilar dedim ya da bu işten anlayan kimse yoktu da öyle bir yerden kopyaladılar.. 4 yılımı verdiğim bu bölümde sadece bir dönemki kalibrasyon dersinin sadece ilk haftasındaki derse girmek yeterliydi cevaplayabilmek için.. cevaplamam on dakikamı almadı daha ne yazayım diye çevreme bakınırken milletin destanlar yazdığını gördüm daha neler diyerek kağıdımı verip çıktım.

Mülakat için iki saat sonra tekrardan okula girdiğimde bir öğrenci söylenerek okuldan çıkıyordu sözcükleri tam olarak şöyleydi.. "burası okul değil ticarethane.." beklemeye başladım. Sonra iki ya da üç kız birbirleriyle sorular hakkında konuşuyorlardı kendi alanımla ilgili olduğu için ilgimi çekti. Röntgen cihazıyla tomografinin ve mr ın farklarını sormuş ben nerden bileyim cihazları ben fizikçiyim falan dedi.. afedersiniz diyerek araya girdim ne alaka dedim tıbbi görüntüleme bölümünün şartlarına fizik mühendisliği mezunu şartı koymuşlar. Sonra böyle olabilir mi diye sorunca farklarını anlattım şaşırdılar, olması gereken cevapları duyunca sanırım rakip sandılar ama ben biyomedikal alanında başvuru yaptım dedim.. rahatladılar ve sohbet etmeye başladık.. normalde tanımadığım kişilerle kolay iletişim kuramam ama epey rahattım.. hatta espri yaptılar sen rahatsın tabi kesin kabul edileceksin diye.. peki ben kabul edecek miydim? kafam daha da karışmıştı bu üniversite ne istiyordu ya da ne istediğini biliyor muydu? Benim alanımı fizikçilere soruyordu.. yanlış anlaşılmasın konuştuğum kişilerin biri doktora öğrencisi diğer ikisi de yüksek lisansi yeni bitirmiş kişilerdi bilgisiz insanlar olduğunu sanmıyorum ama kendi branşlarının dışında bir şeyleri bilmek zorunda değiller.. peki bu insanlardan birini aldığında öğrenciye ne kadar yararlı olacaktı? Mülakattan çıkanların yüz ifadeleri içeride olanları belli ediyor gibiydi.. genelde konuşulan maaş pazarlığıymış.. ve adamın biri çok lakayitti dedi konuştuğum kızlardan biri.. forumda konuşulanlar doğruymuş dedim o an.. 

mülakatta sıra bana geldiğinde benden başka bekleyen kimse yoktu ve bu mülakat olayında sona kalmak gerçekten insanı bitiriyordu.. içeri girdiğimde kim olduğumdan ya da düşündüm gibi projemden vs hiç bir şeyden konuşmadık.. maaş beklentiniz nedir denildi.  Düşündüğünüz bir miktar var mı diye sordum cümlem tam olarak bu muydu bilmiyorum ama oldukça kibar olmaya çalıştım. Ne yani biz ne düşünürsek tamam mı diyeceksin dedi sırıtan bir tavırla kel olan ve üniversitenin patronu yöneticisi her kimse (öyle bir şeyi olmalı ki dışarıda da bahsedilen bu lakayit davranışları sergileme cesaretini kendinde buluyor) belki tepkilerimi ölçüyorlardır dedim özel üniversite belki öğrenciler biraz daha şımarıktır sabırlı olmak gerekir düşüncesiyle.. izmirden geleceğimi ve alacağım maaşın yaşam standartlarımı sağlaması gerektiği şeklinde sakin bir cevap verdim. Izmirde yüksek lisans yaptığımı öğrendi böylece ve yüksek lisans ne olacak peki biz 5 gün çalışmanı istersek dedi aynı adam.. başlangıç olarak sadece sınavlara giderim diye düşünüyorum dememle "babanın okulu sanırım istediğin zaman gidebildiğine göre"  cevabını almam bir oldu.. evet kelimeler tam olarak böyleydi.. o anda ben de bir şey koptu.. "sözümün devamını dinlemiş olsaydınız istanbulda bir üniversiteye geçiş yapmayı düşündüğümü söyleyecektim karşılıklı fedakarlıklar yapılabilir üstelik öğretim elemanlarınızın eğitimli olmasını istediğinizi ve bu konuda kendi üniversitenizde kolaylıklar sağladığınızı sanıyordum" dedim iğneleyici bir şekilde ( vizyon misyon zimbirtilarina bakarken bununla böbürleniyorlardı yok efendim kendi öğretim elemanlarına burs gibi ücretsiz yüksek lisans doktora imkanı falan diye ) tabiii sağlıyoruz dedi hiç konuşmayan bir adam alttan alır gibi.. benden hoşlanmadıkları belliydi.. söyleyeceğiniz başka bir şey var mı dediler.. başkaları yirmi dakikaya yakın dururken ben gireli henüz on dakika olmamıştı.. iğnelemek hoşuma da gitmişti zaten mülakat benim için kayıptı artık farkındaydım.. o kadar insanı saatlerce bekletip canlarını sıkmışlardı bu yüzden bu kel adama öfkeliydim.. dikkatimi diğer ikisine vererek (onu kasıtlı olarak dışlamak istedim) eğitimimle ilgili bir şey sorulmayacak mı, yazılı sınav bir öğrenciye bile sorulmayacak kadar basitti, bilgi birikimimi nasıl ölçüyorsuniz sadece para konuşuyoruz siz eğitimci aradığınızdan emin misiniz gibisinden laflar ettim yine sakin kalarak.. teşekkür edilerek kibarca kovuldum :) 
Ama içim şişerdi o adamin moralini bozmasam.. rahat bir şekilde çıktım en azından.. 

biri bana bu kötü derse hemen ikna olmam neden kötü olduğu açıklanmalı.. o yüzden olanları tüm detayıyla yazdım.. bunca şey tesadüf ya da kötü geçirilen bir günden ibaret olamaz her şeyiyle saçma sapan bir mülakat deneyimiydi benim için bu İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ.. sokak başına üniversite açmakla olmuyor sevgili kardeşlerim.. gaza geldim :) gitmeyin demiyorum ama işiniz düşerse mesela elli kere arayın kesin olarak öğrenin.. hatta aradığınızda burası gelişim üniversitesi değil diyen bile çıkabilir inanmayın siz kapatıp bir daha arayın ;)

Abartılarım olduysa affola ama gerçekten bunları yaşattı bana.. birkaç yeni insan tanımış oldum, özel sektörü görmüş oldum, istanbul havası almış oldum bunlar bana kalanlar...

Sevgilerimle..

21 Temmuz 2015 Salı

Insanlar çeşitli amaçlarla bloglar açıyorlar; öyküler, şiirler, filmler, kitaplar, anlam veremediğim moda bir şeyleri bunlardan sadece bazıları.. anlam veremesem de herkesin kendi dünyasına, zevklerine ve isteklerine saygım var.. burası, benim kendimle kalıp iç sıkıntılarımı kelimelerle savurduğum bir yer oldu hep.. ve içime dokunan tarzda belki kendimden bir şeyler bulduğum blogları da okurum.. bazen de karamsar ruh hali nereye kadar diyerek eğlenceli hayat hikayeleri takip ederim. Bütün bunları niye anlatıyorum bilmiyorum. Aslında sebebi var fakat bu kadar saçmalamaya gerek var mıydı emin değilim. Geçen gün bir mim aldım bir arkadaştan ( itiraf etmeliyim ki mim olayını hiç anlamam neden yapılır, yapılınca ne olur.. ya da yapılmazsa ne olur.. ) tüm bu giriş bundan yani.. biraz karmaştım çünkü öyle şirin şebelek şeyler yazabilen biri değilim. Sorulara sadece cevaplarını versem bu kez yapmış olmak için yayınlayacaktım ki bu da benim içimi rahatsız edecekti.. yapmasam diye düşündüm ilk ama arkadaş düşünmüş, önemsemiş ki bu mim şeysini bana iliştirmiş.. tam olarak tanımasam da okuduklarımdan gördüğüm kadarıyla bu duygusal arkadaşı kırmaktan korktum.. neyse allahtan konumuz müzik.. müzik paylaşmayı her zaman sevmişimdir.. gerçi tarzımdan hoşlanmayan insanlar aynı fikirde mi emin değilim. :)
Hadi bitirelim şu işi..

1- Haziran ayında en çok dinlediğiniz müzik ? 

> Sadece haziran ayına özgü değil sanırım hayatımın tüm dönemlerinde en çok dinlediğim parçalardır.
  
    The civil wars - dance me to the end of love
    Portishead - Roads

2- Rock mı, Jazz mı ? 

> Jazz müziğini tını olarak sevmeme rağmen Rock müziğinde beni benden alan çok başka bir şey var..

3- Kitap okurken en çok hangi tür şarkılar dinlersin ?

> Müzik tarzı ayırmam ama Türkçe müzik olursa kendimi şarkıyı mırıldanırken buluyorum bu yüzden yabancı müzik tercih ederim. 

  Kate Bush - this woman's work
  Selah Sue - this world
  
   gibi.. Bir de ders çalışırken hard rock, metal falan bilincimi açıyor ;)

4- Hangi şarkı seni huzura çağırır ? 

>  Huzura mı çağırıyor yoksa intihara mı sürüklüyor bilmiyorum ama beni ciddi anlamda etkileyen bir parça
  
    Devendra Banhart - İnaniel

5- Bu yaz ayını hangi şarkıyla anlatırsın ?

 >  Kenan Doğulu sevmememe rağmen (reklam müzikleri sürekli dilime dolanır.) bu yazın şarkısı "Aşk ile yap" oldu benim için.. Dilde hep aynı kelimeler..
  
     NE YAPARSAN YAP, AŞK İLE YAP.. ;)

6- Bir sokakta yürürken en çok hangi şarkı tempona arkadaş olur ? 

 > Daha çok hareketli müzikler.. hareketli dediysem yanlış anlaşılmasın şu olabilir mesela..

    Disturbed - stricken

  Bir de şunu da eklemesem olmazdı muhtemelen dinlemişsinizdir ama nightwish ' ten dinlememişsinizdir belki..

     Nightwish - phantom of opera

  Bir Mim şeysinin sonuna geldik. Sonuna sanırım birilerini eklemem gerekiyor işin raconu bu ama ben işin bu kısmını atlayayım zaten becerebileceğimden de emin değilim.

 PS: MAVİYE İZ SÜREN gerçekten teşekkür ederim. Biraz batırdıysam ya da hayal kırıklığı yarattıysam affola..

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Yarım kalmışlıklarla başlarmış bazı hayatlar..
İçi alev alev yanarken dokunamazmış..
Bedeninden bir parça kopup giderken durduramazmış..
Yüreği avaz avaz bağırır, susturamazmış..

Dili, hiç konuşmazmış bedeninin aksine..
Gözleri reddedermiş gerçekleri görmeyi..
Beyni hapsedermiş kendini anılara sanki hiç yarım kalmamış gibi.. 
Her gece yaşanılamayanı düşlermiş insan tüm detaylarıyla..

Ve
Her geçen gün biraz daha eksilirmiş bir öncekinden..

22 Haziran 2015 Pazartesi


Sustum.. 
Kendime, çevreme, herkese sustum..
Konuşabildiğim sadece sendin çünkü..
Ağlayabildiğim sadece sendin..
Sustum, 
Kelimelerim düğümlendi içimde..

Gittin..
Hissizleşti tüm duygularım.. 
Kalbimin üzerindeki ağırlık geçmedi akıp giden yılların aksine..
Gözüm daldı hep uzaklara..
"Sana.."
Kimse bilmedi..

Alfabenin tüm harfleri kana bulandı şimdi
Çünkü SEN yoksun..
Seni anlatan kelimeler de yok..

Ps: Bir kız çocuğu ancak babası öldüğünde büyürmüş..

18 Haziran 2015 Perşembe

   Bugün yine uzun uzun anlatasım var blog.. epey zamandır yazmadığımı bir okuyucunun mailime gelen yorumuyla farkettim.. yazmamayı bırak girmediğimin bile farkında değildim sanırım.. bir yıla yakın bu sürede ne değişti dersek sanırım hayatım komple değişti..

   Yüksek Lisansa kabul edildikten sonra İzmire gittim.. ilk zamanlar bir şeyleri oturtana kadar yurtta kalayım dedim hani şu devlet yurtlarındaki misafir öğrenci zırvalığı.. tabii katlanamadım bu yaşta mülteci muamelesi görmeye.. ve tabii o kadar sene evde kaldıktan sonra o kalabalığa.. alelacele ev arayışına girip birkaç gün içinde de çıktım.. bu iş tahmin ettiğimden de zor oldu.. evin elektrik duy lerini değiştirmekten tut ahşap kıyafet dolabını daireye taşımaya kadar ben uğraştım.. hem maddi hem de fiziksel açıdan o kadar zor bir dönemdi ki "çok" kelimesi bu zorluğu ifade etmeye yetmiyor..  neyse şuan evim tam anlamıyla ev denecek duruma ulaştı.. tabii bir yandan da okula gittim yerleşmenin bu kadar uzun sürmesinin sebebi de bu.. 
   
   Bölümüm %100 ingilizce olduğu için iyi bir ingilizce gerekiyordu.. okul, yeterlilik sınavından 80 istiyordu bölüme geçebilmek için ben 69 da kaldım ve hazırlık okumaya mahkum edildim. Mahkum edildim diyorum çünkü ciddi anlamda kötü bir yıldı.. dokuz eylül yabancı diller yüksekokulu gibi öğrenciyi önemsemeyen, düzensiz ve işleri berbat eden bir okul görmedim, belki vardır ama ben görmedim ;) senenin başında sınıflarımız yalan söylemiş olmayayım sınıf listesinde 100 kişi falandı.. neymiş yüksek lisans öğrencileri kayıt yaptırıp gelmiyormuş.. ilk gün 40 kişi falandık 25 kişi kapasiteli bir sınıfta.. ve her geçen gün birkaç tane de olsa yeni öğrenciler geliyordu.. sadece bu da değil bizi seviye sınıfı yaptılar hesapta ama sınıfta 72 puan alan da vardı 28 alan da.. A2 plas seviyesiymişiz :D A2 değil, B1 hiç değil ömrümde böyle bir seviye duymadım ..abartmıyorum 3 hafta kadar ders işlenemedi..  okul epey karışıktı anlayacağın dilekçe yazanlar, koordinatörlüğün kapısında bekleyenler, bilmem nereye şikayet edenler falan.. ne bir çözüm getirebildi yönetim ne de öğrencinin problemini dinledi.. öğrenci de bıktı, sustu bir müddet sonra.. şuan hissizim hatta komik bile geliyor hatırlayınca yaşananları ama o an epey gergindim.. ilk dönemi bir şekilde bitirince ikinci dönem öğrenci fazlalığından kurtulmaya çalıştılar, Türkçe sınıflarını muaf ettiler dönem ortasında ama bölümlerine kabul edilmeyen o kadar insan ya ortada kaldı ya da bırakmadı.. bir ara beni de muaf etmişlerdi ama hangi sebeptendi anımsayamıyorum, sonra şakaa geri gel dediler :D epey sövsem de, beni mezun etmediklerinde seneye problem yaşayacaktım o yüzden geri dönüp ikinci döneme devam ettim. Not ortalamamı yüksek tuttum ki (vizeler, quizler, writingler vs tümünün ortalaması 85 üzeri olunca finale girmeden geçiyorsun) bunlardan kurtulayım..! Kurtuldum yani sanırım yine bir şey çıkarmazlarsa.. bu arada bir de yeni değişiklik yaptılar muafiyet sınavından geçme notunu 80 den 65 e indirdiler.. sövmekten bana bir şey olacak en sonunda, sövmüyorum.. tek temennim tüm bu saçmalıkların yabancı diller yüksek okulundan kaynaklanıyor olması..  kendi bölümüm de bunlar gibiyse vay halime.. iki yıl nasıl geçer bilmiyorum..

   İyi olan bir şey var mıydı diye düşünmeme sebep oldu yazdıklarım.. tek başıma yaşamaya başlayınca ilk aydan sonra maddi olarak zorlanmaya başladım ve çalışmam gerekti.. bu noktada şansım varmış diyorum. Bir etüt merkezinde matematik öğretmeni olarak işe başladım.. okula gitmediğim zamanlarım da hep orada geçti.. zorlukları oldu tabii ki ama çok iyi insanlarla tanıştım. genç, dinamik ve samimi insanlarla.. ticarethaneden çok aile ortamı.. ilk zamanlar "öğretmenim" denmesini garipsesem de birilerine bir şeyler öğretme, başarılarında katkı sahibi olma duygusu gerçekten çok güzel.. genelde orta ve ortanın altı seviyesinde öğrencilerim.. ders çalışmayan, dersi kaynatan, ve hatta 1-2 soru bile yapamayip matematik sorularina bakmayan öğrencilerdi.. başta katı bir öğretmen olmama rağmen uyum sürecini atlattıktan sonra biraz daha sıcak ve anlayışlı birine dönüştüm. Matematiği yalayıp yutmadılar elbette ama onlara hiç olmazsa 5-6 soru yapabileceklerini ve bu 5-6 sorunun onları sıralamada ciddi anlamda yukarıya taşıyacağını öğrettim.. yapabildiklerini görmek de mutluluk verici..

   O kadar zaman sonra ilk defa tekirdağ a geldim eve ama benim evim gibi değil sanki.. bir hafta zor durdum geri dönmek için sebepler buldum kendime ve evdekilere.. bu arada buralara gelmişken istanbulda özel üniversitenin birine başvuruda bulundum öğretim elemanı pozisyonunda.. enteresan bir mülakat oldu onu da bir ara paylaşırım.. şimdi otobüste izmire dönüyorum onu da yazarsam fazla uzayacak..

   Son olarak yaklaşık bir haftadır saçlarımı kestirmeyi düşünüyorum, kestirmek derken kırık aldırmak değil yaklaşık belimde olan saçlarımı oldukça kısa kestirmek :D çocukluk dönemim hariç hiç kısa saç kullanmadım gözümde canlandıramıyorum, itiraf etmeliyim ki ya yakışmazsa diye korkuyorum.. ama istiyorum da ciddi anlamda uzun saçtan bunaldım uğraşamıyorum da hep aynı salkım saçak diyeceğim ama doğru bir tabir olur mu bilmiyorum :D birkaç photoshop denemesiyle kendime kısa saç monte ettim ama fotoşopu ağlattım anlayacağın :) neyse şimdilik bu kadar..

   Sevgiyle kal..

12 Haziran 2015 Cuma

Gece uzun, 
Karanlık..

İçim, keyifli bir müziğe eşlik eden şampanyanın aksine
tüm kasvetiyle taşıyor bedenimden..

Gökyüzünün öfkesi yansıyor, 
Kızıla boyanıyor uçsuz bucaksız deniz..

Sanki tekneye hızla çarpan azgın sular gibi köpürüyor ruhum, 
Akıtıyor zehrini..

Tüm duygularım toprağa karışıyor, 
Yitiriyorum..

31 Mayıs 2015 Pazar

Sevilen bir kadın tatlı diliyle istediğini yaptırabilir bir adama.. 
dokunuşuyla, işvesiyle, gülümsemesiyle.. 
fakat hiçbir adam yönetilmeyi istemez, boynuna bir ip bağlanıp istenilen yöne çekilmeyi hazmedemez.. 
bu ikisi arasında çok ince bir çizgi vardır ki aşıldığında ne gibi sonuçlar doğuracağını kimse bilemez..